Kategoriler
YUKLENDI

PELİZAEUS-MERZBACHER HASTALIĞI

Açıklama

Pelizaeus-Merzbacher hastalığı beyin ve omuriliği (merkezi sinir sistemi) içeren kalıtsal bir durumdur. Bu hastalık lökodistrofi adı verilen genetik bozukluk grubundan bir tanesidir. Lökodistrofiler, sinirleri koruyan ve sinir uyarılarının etkili bir şekilde iletilmesini sağlayan miyelinin dejenerasyonu ile karakterizedir. Pelizaeus-Merzbacher hastalığı miyelin oluşamaması nedeniyle ortaya çıkar (demiyelinizasyon). Sonuç olarak, bu durumdaki bireylerin dil ve bellek gibi zayıflamış zihinsel işlevleri ve konuşma ve koordinasyon gibi gecikmiş motor becerileri vardır. Tipik olarak, motor becerileri zihinsel işlevlerden daha ciddi olarak etkilenir; motor becerileri gelişimi daha yavaş ortaya çıkma eğilimi gösterir ve genellikle kişinin genç yaşlarında durur, daha sonra kademeli olarak bozulur.

Pelizaeus-Merzbacher hastalığı klasik ve connatal tiplere ayrılır. Bu iki tipin şiddetleri farklılık göstermekle birlikte özellikleri birbiriyle çakışabilir.

Klasik Pelizaeus-Merzabacher hastalığı daha yaygın olan tiptir. Yaşamın ilk yılında, Klasik Pelizaeus-Merzbacher’den tipik olarak etkilenenler; zayıf kas tonusu (hipotoni), gözlerin istemsiz hareketi (nistagmus) ve sürünmek ve yürümek gibi motor becerilerin gelişiminde yaşanan gecikmelerdir. Çocuk büyüdükçe nistagmus genellikle durur ancak kas sertliği (spastisite), hareket ve denge sorunları (ataksi), istemsiz sarsıntı (koreiform hareketler) olmak üzere diğer hareket bozuklukları gelişir.

Connatal Pelizaeus-Merzbacher hastalığı iki tipten daha şiddetli olanıdır. Semptomlar bebeklik döneminde başlayabilir ve beslenme sorunları, nefes alırken ıslık sesleri, hareketi sınırlayan eklem deformitelerine (kontraktürler) yol açan ilerleyici spastisite, konuşma güçlüğü (dizartri), ataksi ve nöbetleri içeren sorunlar gözlenir. Connatal Pelizaeus-Merzbacher hastalığından etkilenenler, motor becerileri ve zihinsel işlevi çok az da olsa geliştirebilirler.

Sıklık

Pelizaeus-Merzbacher hastalığının yaygınlığı, Birleşik Devletlerde 200.000 ila 500.000 erkekte 1 olarak tahmin edilmektedir. Bu durum kadınları nadiren etkiler.

Genetik Değişiklikler

PLP1 genindeki mutasyon Pelizaeus-Merzbacher hastalığına neden olmaktadır. PLP1 geni, proteolipit protein 1’i ve DM20 olarak adlandırılan proteolipit protein 1’in değiştirilmiş bir versiyonunu (izoform) üretmek için talimatlar sağlar. Proteolipit protein 1 ve DM20 öncelikli olarak merkezi sinir sisteminde bulunur ve sinir liflerini yalıtan yağlı tabaka, miyelinde bulunan ana proteinlerdir. Proteolipit protein 1 ve DM20 eksikliği, sinir sistemi fonksiyonlarını bozabilen, Pelizaeus-Merzbacher hastalığının belirtileri ve semptomlarına yol açan demiyelinizasyona neden olabilir. Pelizaeus-Merzbacher hastalığı olan kişilerin yüzde 5 ila yüzde 20’sinin PLP1 geninde mutasyonlar saptanmadığı tahmin edilmektedir. Bu vakalarda, durumun nedeni bilinmemektedir.

Kalıtım

Bu durum, X’e bağlı resesif kalıtımla alakalıdır. Bozukluğa neden olan mutasyona uğramış gen, iki cinsiyet kromozomundan biri olan X kromozomu üzerinde yer alıyorsa, bir durum X’e bağlı kabul edilir. Erkeklerde (sadece bir tane X kromozomuna sahip olanlarda) her hücrede genin değiştirilmiş bir kopyası bu duruma neden olur. Dişilerin X kromozomunun iki kopyasına sahip olması nedeniyle her hücredeki genin bir kopyası genellikle dişilerde erkeklerden daha az şiddetli semptomlara neden olur veya hiçbir belirtiye neden olmayabilir. X’e bağlı kalıtımın bir özelliği, babalardan oğullarına X bağlantılı özelliklerin geçememesidir.

X’e bağlı resesif kalıtımda, her bir hücrede genin değiştirilmiş bir kopyasına sahip kadına taşıyıcı denir. O geni geçirebilir ancak genellikle bozukluğun bulgu ve belirtilerini yaşamaz. Bununla birlikte, PLP1 mutasyonu taşıyan bazı dişlerde, kas sertliği ve zihinsel fonksiyonda azalma olabilir. Bir PLP1 mutasyonuna sahip dişiler, sonraki yaşamında ilerlemiş bilişsel işlevlerin bozulması (bunama) riskinde artışa sahiptir.

Kaynak: https://ghr.nlm.nih.gov/condition/pelizaeus-merzbacher-disease#

Kategoriler
YUKLENDI

PAGET HASTALIĞI

Paget hastalığı, kemiklerin normalden daha büyük ve daha zayıf gelişmesine sebebiyet veren bir hastalıktır. Bu hastalıktan etkilenmiş kemikler, şekilsiz olabilir veya kolayca kırılabilirler.

Paget hastalığının klasik formu genelde orta yaş ve sonrasında ortaya çıkar. Genelde bir veya birkaç kemikte meydana gelir ve diğer kemiklere yayılmaz. Bu hastalık genelde omurga, leğen kemiği, kafatası ve bacakları etkilese de vücuttaki herhangi bir kemik de bu hastalıktan etkilenebilir.

Paget hastalığıyla yaşayan birçok insan kemik anormallikleriyle ilgili herhangi bir belirti yaşamaz. Hastalık genelde röntgen veya laboratuvar testleriyle beklenmedik şekilde teşhis edilir. Semptom gelişen kişilerde ağrı yaşama olasılığı yüksektir. Etkilenen kemiklerin kendileri ağrılı olabilir veya yakındaki eklemlerde artrite bağlı olarak ağrıya neden olabilir. Artrit; özellikle bacaklardaki ağırlık taşıyan kemiklerin bozulması eklemlerde aşınmaya ve yıpranmaya neden olduğunda ortaya çıkar. Artrit sıklıkla bu hastalığı olan insanlarda diz ve kalçaları etkiler.

Bu hastalığın diğer komplikasyonları, hangi kemiklerin etkilendiğine bağlıdır. Hastalık kafatasının kemiklerinde ortaya çıkarsa, büyümüş bir baş, işitme kaybı, baş ağrıları ve baş dönmesi meydana gelebilir. Hastalık omurgadaki kemikleri etkiliyorsa, hissizlik ve karıncalanma (sıkışmış sinirlerden dolayı) ve anormal omurga eğriliğine neden olabilir. Bacak kemiklerinde hastalık yorgun bacaklara ve yürüme güçlüğüne neden olabilir.

Osteosarkom olarak adlandırılan nadir bir kemik kanseri türü, Paget kemik hastalığıyla ilişkilendirilmiştir. Bu kanser türü, muhtemelen bu hastalığa yakalanmış 1.000 kişide 1’den az oluşur.

Kemikte erken başlangıçlı Paget hastalığı, hastalığın kişinin yirmi yaşlarındaki hastalığının daha az görülen formudur. Özellikle kafatası, omurga ve kaburgaları (eksenel iskelet) ve ellerin küçük kemiklerini etkileme ihtimalinin daha yüksek olmasına rağmen, hastalığın klasik formdaki özelliklerine benzemektedir. Bozukluğun erken ortaya çıkmış biçimi aynı zamanda yaşamın erken zamanlarında meydana gelen işitme kaybıyla ilişkilidir.

Klasik Paget kemik hastalığı ABD’de 40 yaşından büyük insanların yaklaşık yüzde 1’inde görülür. Bilim adamları, bu ülkede yaklaşık 1 milyon kişinin hastalığı olduğunu tahmin ediyor. Batı Avrupa mirasındaki en yaygın olanıdır.

Kemikte erken başlangıçlı Paget hastalığı çok daha seyrektir. Bozukluğun bu formu yalnızca birkaç ailede bildirildi.

Genetik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonu muhtemelen Paget’in kemik hastalığına neden olur. Araştırmacılar, bozukluğun riskini arttıran çeşitli genlerde değişiklikler tespit ettiler. Bazı virüslü enfeksiyonlar da dahil olmak üzere diğer faktörler, hastalığı risk altındaki kişilerde tetiklemeye dahil olabilir. Bununla birlikte, genetik ve çevresel faktörlerin Paget hastalığının kemik gelişimi üzerindeki etkisi net değildir.

Araştırmacılar, Paget hastalığının kemikle üç gen varyasyonunu saptadı: SQSTM1, TNFRSF11A ve TNFRSF11B. SQSTM1 genindeki mutasyonlar, klasik Paget hastalığının genetik nedeni olup ailelerde kovuşturulan vakaların yüzde 10 ila 50’sini ve ailede hastalığın hikayesi bulunmayan vakaların yüzde 5  ila 30’unu oluşturmaktadır. TNFRSF11B genindeki varyasyonlara göre, özellikle kadınlarda klasik bozukluk riski artıyor gibi görünmektedir. TNFRSF11A mutasyonları, kemiğin erken başlangıçlı Paget hastalığına neden olur. SQSTM1, TNFRSF11A VE TNFRSF11B genleri, eski kemiğin bozulduğu ve yerine yeni kemik oluşturulduğu normal bir süreç olan kemi redomelinginde rol oynar. Kemikler sürekli yenilenmekte ve kemiklerin güçlü ve sağlıklı kalmasını sağlamak için süreç dikkatle kontrol edilmektedir. Kemik Paget hastalığı kemik remodeling sürecini bozar. Etkilenmiş kemik anormal olarak parçalanır ve normalden çok daha hızlı değiştirilir. Yeni kemik dokusu büyüdükçe, normal kemikten daha büyük, daha zayıf ve daha az organize olur. Kemik yenilenmesiyle ilgili bu problemlerin bazı kemikleri neden etkildiği bilinmiyor, ancak bu hastalığı olan kişilerde diğer kemikleri etkilemiyor.

Araştırmacılar bir kişinin kemik Paget hastalığının gelişme olasılığını etkileyebilecek ek genler araştırıyor. Araştırmalar, kromozom 2, kromozom 5, ve kromozom 10’un belirli bölgelerindeki genetik değişikliklerin hastalık riskine katkıda bulunduğu görüşündedir. Bununla birlikte, bu kromozomlardaki ilişkili genler tanımlanmamıştır.

Klasik Paget kemik hastalığının tüm vakalarının yüde 15 ila 40’ında, bozukluğun otozomal geçiş kalıpları vardır. Otozomal dominant kalıtım, her hücrede değiştirilmiş bir genin bir kopyasının olması, bozukluğa neden olmak için yeterlidir.

Kalan vakalarda, klasik Paget hastalığının kalıtım kalıbı belirsizdir. Hastalığa sahip çoğu insanın ailesi hastalığın hikayesine sahip değildir, ancak bazen ailelerde kümelenmektedir. Araştırmalar, klasik Paget kemik hastalığına yakalanmış insanların yakın akrabalarının, hastalığı olmayan bir akraba sahibi olmyan kişiye göre hastalığa yakalanma olasılığının 7 ila 10 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Kemikte erken başlangıçlı Paget hastalığı, otozomal dominant bir kalıptan miras kalır. Bozukluğun bu şekli olan insanlarda, her bir hücrede TNFRSF11A geninin bir değiştirilmiş kopyasının olması hastalığa neden olmaya yeterlidir.

Kategoriler
YUKLENDI

MOEBİUS SENDROMU

Moebius sendromu öncelikle yüz ifadeleri ve göz hareketlerini yaptıran kasları etkileyen nadir bir nörolojik hastalıktır. Hastada belirtileri doğumdan itibaren görülür.

Moebius sendromunun en yaygın özellikleri yüz kaslarının zayıflığı ya da paralizidir. Etkilenen bireylerin yüz ifadelerinde eksiklikler görülür; gülümseyemez kaşlarını çatamaz veya kaldıramazlar. Kas zayıflaması aynı zamanda erken bebeklik döneminde beslenme problemlerine neden olur.

Moebius sendromuna sahip olan çoğu insan küçük çene küçük ağız  ve kısa yada alışılmadık şekilli tırnakla doğarlar. Ağızlarının çatıları anormal biçimde açılabilir ya da yüksek veya kemerli olabilir. Moebius sendromuna sahip sahip olan çocuklarda bu anormaililer konuşma problemlerine neden olurlar.ayrıca eksik diş ya da hizasız dişler gibi dental anormalilerde yaygın olarak görülür.

Moebius sendromu aynı zamanda ileri ve geri göz hareketlerini kontrol eden kasları da etkiler. Etkilenen bireyler okumak için ya da hareketli nesneleri takip etmek için  kafalarını sağa sola oynatmalıdır.bu hastalığa sahip bireyler göz kontağı kurmakta sorun yaşarlar ve gözleri aynı doğrultuya bakmaz bunlara ek olarak göz kırparken ya da uyurken göz kapakları tam kapanmayabilir bu da kuru göze ya da gözde tahrişe neden olabilir.

Moebius sendromu diğer öz arasında elde ve ayakta kemik anomalileri zayıf kas tonusu ve işitme kaybı etkilenmiş çocukların motor becerilerinde (yürümek emeklemek gibi) gecikme görülür ama çoğu geç de olsa bu becerileri kazanır

Bazı çalışmalar gösteriyor ki moebius sendromlu çocuklar bozuk sosyal ve iletişim etkileşimleri olarak bilinen hastalıklar grubu olan otizm spektrumlu hastalıklara sahip olmaya etkilenmemiş çocuklardan daha yatkındır son çalışmalar bunun nedenini açıkladı.Moebius sendromlu insanların göz teması kurmakta zorlanması fiziksel farklılıklarından dolayı konuşma zorlukları bu olayın nedenidir. Moebius sendromu aynı zamanda entelektüel sakatlık riskini de arttırır ama buna rağmen etkilenmiş bireylerin çoğu normal zekaya sahiptir

Görülme Sıklığı

Moebius sendromunu kesin etkisi tam olarak bilinmemektedir. Araştırmacılar hastalığın yeni doğanları etkileme sıklığının 1/50.000 ile 1/500.000 arasında olduğunu tahmin ediyor.

Genetiik Değişimler

Moebius sendromuna neyin sebep olduğu tam bilinmese de genetik ve çevresel faktörlerin bir kombinasyonunun hastalığa neden olduğu düşünülüyor. Aaştırmacılar hastalığa neden olan spesifik geni bulmaya çalışıyorlar. Bazı ailelerde hastalık 3 10 ve 13 . kromozomlardaki özel bölgelerdeki değişikliklerle ilişkilendirilmiş. Hamilelik sırasına ilaç kullanımı ve kokain gibi uyuşturucu maddelerin kullanımının moebius sendromu riskini arttırıldığı görülmüş.

Moebius sendromunun semptomlarının çoğu 6. 7. Kranyal sinirlerin eksikliğini veya gelişimindeki hatalarını işaret eder. Bu sinirler beynin arkasında yer alan beyin sapından çıkarlar ve gözün hareketlerini ve yüz ifadelerini kontrol ederler. Hastalık aynı zamanda yutma çiğneme konuşma olaylarında rol oynayan kranyal sinirleri de etkileyebilir. Kranyal sinirlerdeki anormal gelişme yüz kaslarının zayıflığı ya da kasların paralizi gibi karakteristik moebius sendromu belirtilerine neden olur.

Araştırmacılar moebius sendromunun erken embriyonik dönemde beyin sapından geçen kanın akışındaki değişmeden kaynaklandığını düşünüyor ancak bu değişikliklere neyin sebep olduğu ve neden 6. 7. Kranyal sinirlerin gelişimini neden etkilediği belirsiz. El ve ayak anormalilerinin de içinde olduğu bazı semptomların hakkında daha az şey biliniyor.

Genetik Miras Düzeni

Çoğu vakada moebius sendromu aralıklıdır yani ailesinde moebius sendromu olmayan bireyler de etkilenebilir. Bildirilen vakaların küçük bi yüzdesinde hastalık aile içinde aktarılabilir ancak hastalığın belli bi genetik düzeni yoktur.

Hastalığğın Diğer İsimleri

– Moebius sendromu

– Moebius sekansı

– Moebius spektrumu

– Konjenital yüz diplejisi

– Konjenital oftalmopleji ve yüz paralizi

Kaynakça
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

LEIGH SENDROMU

Açıklama

Leigh sendromu, genellikle yaşamın ilk yılında belirginleşen şiddetli bir nörolojik hastalıktır. Bu hastalık, zihin ve hareket yeteneklerinin ilerleyici kaybıyla (psikomotor gerileme) karakterizedir ve genellikle solunum yetmezliğine bağlı olarak iki veya üç yıl içinde ölümle sonuçlanır. Hastaların küçük bir kısmı belirtileri yetişkinliğe kadar göstermez ya da daha yavaş kötüleşen belirtilere sahip olurlar.

Yeni doğanlarda Leigh sendromunun ilk belirtileri genellikle kusma, ishal ve yutma zorluğudur (disfaji), bu da yemek yemelerini engeller. Bu problemler sık sık büyüme ve kilo alma yetersizliğiyle sonuçlanır. Şiddetli kas ve hareket problemleri Leigh sendromunda sık görülür. Etkilenmiş kişilerde zayıf kas tonusu (hipotoni), isteksiz kas kasılmaları (distoni) ve hareket ve denge problemleri (ataksi) de gelişebilir. Leigh sendromuna sahip kişilerde sık görülen his kaybı ve uzuvlarda zayıflık (periferik nöropati) hareketi zorlaştırabilir.

Birçok farklı belirti de Leigh sendromuna sahip kişilerde oluşabilir. Bu hastalığa sahip çoğu kişide, gözleri hareket ettiren kaslarda zayıflık ya da felç (oftalmoparezi), hızlı istenmeyen göz hareketleri (nistagmus), ya da gözlerden beyne bilgi taşıyan sinirlerdeki dejenerasyon (optik atrofi) gelişir. Şiddetli nefes problemleri sıktır ve bu problemler akut solunum yetmezliği oluşturana kadar kötüleşebilirler. Bazı etkilenmiş kişilerde hipertrofik kardiyomiyopati (HKMP) gelişir. HKMP, kalp kasının kalınlaşması ve kalbin kan pompalayabilmesi için daha fazla çalışmasıdır. Ek olarak, laktat adı verilen bir madde vücutta birikebilir ve fazla miktarı sıklıkla kanda, idrarda ya da beyni ve omuriliği saran ve koruyan sıvıda (beyin omurilik sıvısı) bulunabilir.

Leigh sendromunun belirtileri ve bulguları biraz da hastaların beyninde gelişen zararlı doku parçalarından (lezyonlar) kaynaklanır. Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) adı verilen bir tıbbi uygulama, beynin belirli bölgelerindeki karakteristik lezyonları açığa çıkarır. Bu bölgeler, hareketi kontrol eden bazal gangliyonları; denge yeteneğini kontrol eden ve hareketi koordine eden beyinciği; beyni omuriliğe bağlayan ve yutma, nefes alma gibi işlevleri kontrol eden beyin kökünü de kapsar. Beyin lezyonlarına sıklıkla sinirlerin etrafındaki miyelin tabakasının kaybı (demiyelinasyon) eşlik eder, bu da sinirlerin hareket için kullanılan kasları uyarma veya vücudun kalanından beyne his bilgisi aktarma yeteneğini azaltır.

Sıklık

Leigh sendromu kırk bin yeni doğandan birini etkiler ama bazı popülasyonlarda daha sıktır. Örneğin, Kanada’nın Quebec eyaletinin Saguenay Lac-Saint-Jean bölgesinde yaklaşık iki bin yeni doğanda bir; Faroe Adaları’nda ise yaklaşık bin yedi yüz kişide birdir.

Genetik Değişiklikler

Leigh sendromu 75 farklı genden birinde olan mutasyonlardan oluşabilir. İnsanlarda, çoğu gen hücrelerin çekirdeklerindeki DNA’larda bulunur, bunlara çekirdek DNA’sı denir. Ancak bazı genler hücrelerin içindeki mitokondrilerdeki DNA’larda bulunur. DNA’nın bu şekli mitokondriyel DNA (mtDNA) olarak adlandırılır. Leigh sendromuna sahip olan çoğu kişinin çekirdek DNA’sında mutasyon bulunurken yaklaşık yüzde yirmisinde mtDNA’da mutasyon bulunur.

Leigh sendromuyla bağlantılı çoğu gen mitokondrideki enerji üretimi aşamalarına katılır. Mitokondri, oksidatif fosforilasyon denilen bir süreçle oksijen kullanarak yiyeceklerden alınan enerjiyi hücrelerin kullanabileceği bir forma çevirir. Her biri birçok proteinden oluşan beş protein kompleksi bu süreçte görevlidir. Oksidatif fosforilasyon süresince bu kompleksler elektron denilen negatif yüklü parçacıkların adım adım transferiyle hücrenin esas enerji kaynağı olan adenozin trifosfat (ATP) üretimini sürdürür. Leigh sendromuyla alakalı olan çoğu gen mutasyonu bu komplekslerdeki proteinleri etkiler ya da yapılarını bozar. Bu mutasyonlar komplekslerden birinin ya da daha fazlasının aktivitelerini azaltır, bu durum Leigh sendromuna sebep olabilir.

Kompleks-1 ya da NADH:ubikinon oksidoredüktaz olarak adlandırılan kompleksin bozulması Leigh sendromunun en yaygın nedenidir, neredeyse üçte biri bu nedenle olur. Bu kompleksin oluşmasında rol alan genlerin en az 25 tanesi Leigh sendromuyla alakalıdır.

Kompleks-4 ya da sitokrom c oksidaz (COX) olarak adlandırılan kompleks de leigh sendromunun sık görülen bir nedenidir, hastaların yaklaşık yüzde 15’inde görülür. Leigh sendromunda sık sık mutasyona uğrayan genlerden biri de SURF1 genidir. Çekirdek DNA’sında bulunan bu gen, COX kompleksini birleştirmede rol alan bir proteinin oluşturulmasında görevlidir. Oksidatif fosforilasyonun elektron transferinin son aşamasında yer alan bu kompleks, ATP oluştururken kullanılacak olan enerjiyi sağlar. SURF1 genindeki mutasyonlar tipik olarak hücrede parçalanan, anormal kısalıkta SURF1 proteininin oluşmasına neden olur ve bu durum da kullanılabilir SURF1 proteinin alığıyla sonuçlanır. Bu proteinin yokluğu normal COX komplekslerinin oluşmasını azaltır ve mitokondriyel enerji üretimini zayıflatır.

Leigh sendromundaki en yaygın mtDNA mutasyonu, ATP sentaz protein kompleksi olarak da bilinen kompleks-5’in yapımı için talimatlar sağlayan MT-ATP6 genini etkiler. Diğer protein kompleksleri tarafından sağlanan enerjiyi kullanarak, ATP sentaz kompleksi ATP’yi üretir. Leigh sendromlu insanların yaklaşık yüzde 10’unda bulunan MT-ATP6 gen mutasyonları, ATP üretimini engeller. Leigh sendromuyla ilişkili diğer mtDNA mutasyonları diğer oksidatif fosforilasyon protein komplekslerinin aktivitesini düşürür veya mitokondriyal proteinlerin oluşumunda azalmaya neden olur ve bunların hepsi mitokondriyal enerji üretimini zayıflatır.

Leigh Sendromu ile ilişkili diğer gen mutasyonları, bir veya daha fazla oksidatif fosforilasyon protein kompleksinin aktivitesini düşürür veya enerji üretimiyle ilgili ilave adımları etkiler. Örneğin, Leigh sendromu mitokondriyal enerji üretiminde rol oynayan piruvat dehidrogenaz kompleksini veya koenzim Q10’u oluşturan genlerin mutasyonları nedeniyle oluşabilir. MtDNA çoğalmasını veya mitokondriyal proteinlerin üretimi yönlendiren genlerdeki mutasyonlar de mitokondriyal enerji üretimini bozabilir.

Tam mekanizma belirsiz olsa da, araştırmacılar bozulmuş oksidatif fosforilasyonun, hücrede bulunan enerji azalması nedeniyle hücre ölümüne neden olabileceğine inanıyor. Beyin, kaslar ve kalp gibi büyük miktarda enerji gerektiren bazı dokular hücresel enerjideki azalmalara özellikle duyarlı görünüyorlar. Beyindeki hücre ölümü, Leigh sendromunda görülen ve durumun belirtilerine ve semptomlarına katkıda bulunan muhtemel karakteristik lezyonlara neden olur. Diğer hassas dokulardaki hücre ölümü Leigh sendromunun özelliklerine katkıda bulunabilir.

Kalıtım kalıbı

Leigh sendromu farklı kalıtım kalıplarına sahip olabilir. Genellikle her hücredeki her iki kopyanın mutasyona uğradığı anlamına gelen bir otozomal resesif kalıpla kalıtılır. Bu kalıtım kalıbı, SURF1 de dahil olmak üzere nükleer DNA’da bulunan Leigh sendromuyla ilişkili genlerin çoğuna uygulanır. Otozomal resesif durumda olan bir bireyin ebeveynleri mutasyona uğramış genin bir kopyasını taşır, ancak genellikle durumun bulgu ve belirtilerini göstermezler.

Leigh sendromlu insanların yaklaşık yüzde 20’sinde, hastalık annesel miras olarak da bilinen mitokondriyal kalıptan kalıtılır. Bu kalıtım kalıbı MT-ATP6 da dahil olmak üzere mtDNA’da bulunan genler için geçerlidir. Gelişmekte olan embriyoda mitokondrinin oluşmasını yumurta hücreleri (sperm hücreleri değil) sağladığı için mtDNA mutasyonları sonucu oluşan bozukluklar ancak annelerinden kalıtılabilir. Bu bozukluklar her neslin bir ailesinde ortaya çıkabilir ve hem erkek hem de kadınları etkiler, ancak babalar mtDNA’daki değişikliklerle ilişkili özellikleri çocuklarına aktarmazlar. Bazen, mtDNA’daki mutasyonlar kendiliğinden oluşur ve ailede Leigh sendromu öyküsü yoktur.

Nükleer DNA’da mutasyondan etkilenen bireylerin az bir kısmında Leigh sendromu, X bağlantılı resesif kalıptan kalıtılır. Mutasyona uğramış gen, iki cinsiyet kromozomundan biri olan X kromozomu üzerinde bulunduğu zaman, hastalık bu kalıtım kalıbına sahiptir. Erkeklerde, sadece bir X kromozomuna sahip oldukları için, her hücrede genin değiştirilmiş bir kopyası duruma neden olabilir. Kadınlarda, bozukluğa neden olmak için genin her iki kopyasında bir mutasyon meydana gelmesi gerekir. Kadınların bu genin değiştirilmiş iki kopyasına sahip olması muhtemel olmadığı için, erkekler X’e bağlı resesif bozukluklardan kadınlardan daha sık etkilenirler. X’e bağlı kalıtımın bir özelliği, babaların oğullarına X bağlantılı özelliklerini geçememesidir.

Kaynakça
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

KLİPPEL TRENAUNAY SENDROMU

Tanım

Klippel Trenaunay sendromu kan damarlarının, yumuşak dokuların (deri ve kaslar gibi) ve kemiklerin gelişimini etkileyen bir durumdur. Bozukluğun üç karakteristik özelliği vardır: şarap lekesi adı verilen kırmızı bir doğum lekesi, yumuşak doku ve kemiklerin anormal aşırı büyümesi ve toplar damar şekil bozuklukları.

Klippel Trenaunay sendromlu insanların çoğu şarap lekesi ile doğarlar. Bu tür bir doğum lekesi, cilt yüzeyine yakın olan küçük kan damarlarının şişmesi sonucu ortaya çıkar. Şarap lekeleri genellikle düzdür ve soluk pembeden  koyu vişne çürüğü rengine kadar değişebilir. Klippel Trenaunay sendromlu insanlarda şarap lekesi genellikle bir uzuvun (ekstremiteler, kol veya bacak) bir bölümünü kaplar. Etkilenen bölge yaşla birlikte daha açık veya koyu olabilir. Şarap lekeleri bazen açılıp kolayca kanayan küçük kırmızı kabarcıklar geliştirir.

Klippel Trenaunay sendromu aynı zamanda bebeklik döneminde başlayan kemiklerin ve yumuşak dokuların aşırı büyümesiyle ilişkilidir. Genellikle bu anormal büyüme bir uzuv (çoğunlukla bir bacak) ile sınırlıdır. Fakat, aşırı büyüme kolları veya nadiren gövdeyi de etkileyebilir. Anormal büyüme, ağrıya, ağırlık hissiyatına ve etkilenen bölgede hareketliliğin azalmasına neden olabilir.Eğer bu büyüme bir bacağın diğerinden daha uzun olmasına neden olursa,yürüme problemlerine de sebep olabilir.

Klippel Trenaunay sendromunun üçüncü  ana özelliği damarlardaki oluşum bozukluklarıdır. Bu anormallikler  varisli damarlardır (şişmiş ve sıklıkla ağrıya neden olan cilt yüzeyindeki bükülmüş damarlar) Bunların yerleşimleri genellikle üst bacakların ve baldırların kenarlarında görülür. Ekstremitelerdeki deri toplar damarlar(kol veya bacak )Klippel Trenaunay sendromlu kişilerde anormal olabilir. Derin toplar damarlardaki kusurlu oluşum, derin toplar damar trombozu (deep vein thrombosis, DVT) adı verilen bir kanın pıhtılaşma riskini arttırır. Eğer ki bir DVT kan dolaşımından geçip akciğerlere yerleşirse, pulmoner emboli (PE) olarak bilinen hayatı tehdit eden bir kan pıhtına neden olabilir.

Klippel Trenaunay sendromunun diğer komplikasyonları arasında, selülit adı verilen bir deri enfeksiyonu, sıvı birikimi (lenfödem) sebebiyle şişme ve anormal kan damarlarındaki iç kanamayı içerebilir. Daha seyrek olarak, bu durum bazı parmakların veya ayak parmaklarının kaynaşması (sindaktili olarak, yapışık parmaklılık) veya fazladan parmak varlığı (polidaktili, fazla parmaklılık) ile de ilişkilidir.

Görülme Sıklığı

Klippel Trenaunay sendromunun dünyadaki 100.000 kişiden en az 1’ini etkilediği tahmin edilmektedir.

Genetik Değişiklikler

Klippel Trenaunay sendromuna PIK3CA genindeki mutasyonlar neden olabilir. Bu gen, fosfatidilinositol 3-kinaz (PI3K) adı verilen bir enzimin bir alt birimi olan p110 alfa (p110α) proteinini yapmak için talimatlar sağlar. PI3K, hücre büyümesi ve bölünmesi (çoğalması), hücrelerin hareketi (göç) ve hücre sağ kalımı gibi birçok hücre aktivitesi için önemli olan kimyasal sinyalizasyonda rol oynar. Bu PI3K yapım işlevleri vücuttaki dokuların gelişimi için önemlidir.

Klippel Trenaunay sendromuyla ilişkili PIK3CA gen mutasyonları, p110α proteinini değiştirir. Değiştirilmiş alt birim, PI3K’yi anormal şekilde aktif hale getirir, bu da hücrelerin büyümesine ve bölünmesine sürekli izin verir. Artan hücre çoğalması, kemiklerin, yumuşak dokuların ve kan damarlarının anormal büyümesine neden olur.

Klippel Trenaunay sendromu, megalensefali-kapiler malformasyon sendromu da dahil olmak üzere PIK3CA genindeki mutasyonların neden olduğu aşırı çoğalma sendromlarından biridir. Bu koşullar birlikte, PIK3CA ile ilişkili aşırı büyüme spektrumu (PROS) olarak bilinir.

Klippel Trenaunay sendromlu herkes PIK3CA geninde bir mutasyona sahip olmadığından, tanımlanamayan genlerdeki mutasyonların da bu duruma neden olabileceği olasıdır.

Miras Deseni:

Klippel Trenaunay sendromu neredeyse her zaman serektir; bu da, ailede bozukluk öyküsü olmayan insanlarda meydana geldiği anlamına gelir. Araştırmalar, durumun kalıtsal olmayan gen mutasyonlarına bağlı olduğunu ileri sürdü. Somatik mutasyonlar olarak adlandırılan bu genetik değişiklikler, doğumdan önce gelişimin erken aşamalarında bir hücrede rasgele ortaya çıkar. Gelişme sırasında hücreler bölünmeye devam edildikçe, ilk anormal hücreden kaynaklanan hücrelerde mutasyon olur ve diğer hücrelerde olmaz. Genetik bir mutasyona sahip olan ve olmayan hücrelerin karışımı, mozaiklik olarak bilinir.

Teşhis ve Yönetim

Bu kaynaklar Klippel Trenaunay sendromunun tanı veya tedavisine yöneliktir:

– Boston Çocuk Hastanesi

– Wisconsin Çocuk Hastanesi: Kapiler Malformasyonu (Liman Şarap Lekesi)

– Cincinnati Çocuk Hastanesi Tıp Merkezi: Kapiler Lenfatik Venöz Malformasyon

– Cleveland Kliniği

– Genetik Test Kayıt Defteri: Klippel Trenaunay sendromu

– Mayo Kliniği: Gonda Vasküler Merkezinde Vasküler Malformasyon Kliniği

– Seattle Çocuk Hastanesi

MedlinePlus’dan edinilen bu kaynaklar, çeşitli sağlık durumlarının teşhisi ve yönetimi hakkında bilgi sunar:

– Teşhis Testleri

– İlaç terapisi

– Cerrahi ve Rehabilitasyon

– Genetik danışmanlık

– Palyatif bakım

Bu Hastalık Durumu İçin Diğer İsimler

– Anjio-osteohitektofi sendromu

– Konjenital displastik anjiyopati

– Klippel-Trenaunay hastalığı

– KTS

Kaynakça:
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

KID SENDROMU

Tanım

KID (keratit-iktiyoz-sağırlık); göz problemleri, cilt anomalileri ve işitme kaybıyla karakterize bir sendromdur.

KID sendromlu insanlarda keratit(kornea iltihabı) görülür. Keratit acıya, ışığa hassasiyet artışına(fotofobi) , kornea üzerinde anormal derecede gelişmiş kan damarlarına (neovaskülarizasyon) ve yara izine sebep olabilmektedir. Zamanla bu bireyler keskin görme kaybını yaşar.  ciddi vakalardaysa keratit körlüğün oluşmasına sebep olur.

KID sendromlu insanların çoğunda palmoplantarkeratoderma(ayak tabnı ve avuç içi derisinin sert ve kalın olması)  vardır. Etkilenen bireylerin ayrıca kuru ve pul pul olan kalın, kırmızımsı cilt lekeleri vardır. Bu kuru lekeler vücudun herhangi bir yerinde oluşabilmesiyle birlikte boyun, kasık ve koltukaltı bölgeleri en sık etkilenen yerlerdir.Derideki kırıklar sıklıkla ortaya çıkar ve enfeksiyonlara neden olabilir. Şiddetli durumlarda bu enfeksiyonlar, özellikle bebeklik döneminde hayati tehlike oluşturabilir. KID sendromlu kişilerin yaklaşık yüzde 12’si skuamöz hücreli karsinom denilen, ağız astarı gibi mukoza zarlarını etkileyebilen bir çeşit cilt kanseri geliştirir.

Kısmi saç dökülmesi, KID sendromunun ortak bir özelliğidir ve genellikle kaşları ve kirpikleri etkiler. Etkilenen kişilerin küçük, anormal şekilde tırnakları da olabilir.

Bu durumda işitme kaybı genellikle “”profound”” dur ama zaman zaman daha az şiddetlidir. (bu cümleden emin değilim)

Frekans

KID sendromu nadir bir hastalıktır. Prevalansı bilinmemektedir. Yaklaşık 100 vaka kaydedilmiştir.

Genetik Değişiklik

KID sendromuna GJB2 genindeki mutasyonlar neden olur. Bu gen, daha çok connexin 26 olarak bilinen gapjunction beta 2 olarak adlandırılan bir protein yapmak için talimatlar sağlar. Connexin 26, connexin protein ailesinin bir üyesidir. Connexin proteinleri, birbirleriyle temas halinde olan komşu hücreler arasında besin maddeleri, yüklü atomlar (iyonlar) ve sinyal moleküllerinin taşınmasına izin veren kanalları(gapjunction olarak da adlandırılıyor) oluşturur. Connexin ile yapılan gapjunctionlar, potasyum iyonlarını ve bazı küçük molekülleri taşır(transport fiili)????

Connexin 26, iç kulak ve cilt de dahil olmak üzere vücudun her yerinde bulunan hücrelerde bulunur. İç kulakta, connexin 26’dan yapılan kanallar, koklea adı verilen salyangoz şeklindeki bir yapıda bulunur. Bu kanallar, ses dalgalarının elektrik sinir uyarılarına dönüştürülmesi için gerekli olan potasyum iyonlarının seviyesini korumaya yardımcı olur. Bu dönüşüm, normal işitme için gereklidir. Buna ek olarak, connexin 26 kohleadaki bazı hücrelerin olgunlaşmasına katılabilir. Connexin 26 aynı zamanda cildin en dış katmanının (epidermisin) büyümesi ve olgunlaşmasında rol oynar.

KID sendromuna neden olan GJB2 gen mutasyonları, connexin 26’daki tek protein yapım bloklarını (aminoasitleri) değiştirir. Mutasyonların, sürekli olarak iyon sızdıran kanallarla sonuçlanacağı ve bu da hücrelerin sağlığını bozduğunu  ve hücre ölümünü arttırdığı düşünülmektedir. Deride ve iç kulaktaki hücrelerin ölümü, KID sendromunda ortaya çıkan iktiyoz ve sağırlığın asıl sebebini oluşturabilir.(underlie: altında yatan, -in asıl nedeni olmak ) GJB2 gen mutasyonlarının gözü nasıl etkilediği belli değildir. Çünkü en azından KID sendromu tanısı konulmuş kişilerdeki G2B2 gen mutasyonlarından biri HID olarak ortaya çıkabilir. HID, KID sendromu ile benzer özelliklere sahip bir rahatsızlıktır ancak HID rahatsızlığında keratit yoktur. Birçok araştırma KID sendromunu ve HID’i tek bir rahatsızlık olarak kategorize etmekte ve KID/HID kavramını kullanmakta.

It is not known why some people with this mutation have eye problems while others do not.  (…Bu mutasyona sahip insanların bazılarında neden göz problemlerinin olduğu, diğerlerinde olmadığı bilinmiyor.)

Kalıtım Şekli

KID sendromu genellikle otozomal dominant olarak taşınır, bu da her hücredeki bozulmuş genin bir kopyasının hastalığa neden olması için yeterli olduğu anlamına gelir. Bazı durumlarda, etkilenen bir kişi mutasyonu etkilenen bir ebeveynden alır. Bununla birlikte, çoğu olgu gendeki yeni mutasyonlardan kaynaklanır ve ailelerinde bozukluk öyküsü olmayan insanlarda görülür.

Birkaç ailede, KID sendromuna benzeyen, otozomal resesif kalıtım gösteren bir durum olmuştur. Otozomal resesif kalıtımda, her hücredeki kopyada mutasyon vardır. Otozomal resesif durumda olan bir bireyin ebeveynleri mutasyona uğramış genin bir kopyasını taşır, ancak genelde durumun bulgu ve belirtilerini göstermezler. Bu ailelerden etkilenen bireylerin karaciğer hastalığı vardır ki otozomal dominant formda görülen bir özellik değildir. Otozomal resesif durum bazen Desmons sendromu olarak adlandırılır. GJB2 gen mutasyonlarından da kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinmemektedir.
Kaynakça
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

KABUKİ SENDROMU

Tanım

Kabuki sendromu vücudun pek çok kısmını etkiler. Kemerli kaşları da içeren farklı yüz özellikleri ile karakterizedir; Uzun kirpikler, geniş burun ucu, geniş çıkıntılı kulak memeleri. Bu bozukluğun adı, karakteristik yüz görünümünün geleneksel Japon Kabuki tiyatrosunda kullanılan sahne makyajına benzemesi ile ortaya çıkmaktadır.

Kabuki sendromlu kişiler hafif ile ağır arasında gelişimsel gecikme ve zihinsel engellilik gösterir. Etkilenen kişilerin nöbetleri, alışılmadık derecede küçük baş boyu (mikrosefali) veya zayıf kas tonusu (hipotoni) olabilir. Bazılarının hızlı, istemsiz göz hareketleri (nistagmus) ya da aynı yönde görünmeyen gözler (şaşılık) gibi göz problemleri vardır.

Kabuki sendromunun diğer karakteristik özellikleri arasında omurganın anormal yan-yan eğriliği (skolyoz), kısa beşinci parmaklarda veya kalça ve diz eklemlerindeki problemler gibi kısa boy ve iskelet anormallikleri bulunur. Ağız çatısı anormal bir açılmaya (yarık damak) sahip olabilir veya yüksek ve kemerli olabilir ve diş problemleri bu kişilerde sık görülür. Kabuki sendromlu kişiler, olağandışı özelliklere sahip parmak izlerine ve parmak uçlarındaki etli pedlere sahip olabilirler. Bu belirgin parmak pedlerine fetal parmak pedleri denir, çünkü bunlar genellikle insan fetuslarında görülürler; Çoğu insanda doğumdan önce yok olurlar.

Kabuki sendromlu bazı insanlarda çok çeşitli sağlık sorunları meydana geliyor. En yaygın olarak bildirilenler arasında kalp anormallikleri, sık kulak enfeksiyonları (otitis media), işitme kaybı ve erken ergenlik bulunur.

Sıklık

Kabuki sendromu yaklaşık 32.000 yenidoğanda 1 meydana gelir.

Genetik Değişiklikler

Kabuki sendromuna KMT2D geninde (MLL2 olarak da bilinir) veya KDM6A genindeki mutasyonlar neden olur.

Kabuki sendromunun vakalarının yüzde 55 ila 80’inde KMT2D genindeki mutasyonlar meydana gelir. Bu gen, vücudun birçok organında ve dokusunda bulunan lizin spesifik metiltransferaz 2D adı verilen bir enzimin yapılmasına yönelik talimatlar sağlar. Lizin spesifik metiltransferaz 2D, bir histon metiltransferaz olarak işlev görür. Histon metiltransferazlar histonlar adı verilen proteinleri değiştiren enzimlerdir. Histonlar, DNA’ya bağlanan  yapısal proteinlerdir ve kromozomlara şekillerini verirler. Histonlara metil grubu adı verilen bir molekül ekleyerek (metilasyon adı verilen bir süreç), histon metiltransferazlar bazı genlerin aktivitesini kontrol eder (regüle eder). Lizin spesifik metil transferaz 2D, gelişme için önemli olan bazı genleri aktive ettiği görülmektedir.

Kabuki sendromunun vakalarının% 2 ila 6’sı, KDM6A genindeki mutasyonlardan kaynaklanmaktadır. Bu gen lizin spesifik demetilaz 6A adı verilen bir enzimin yapılması için talimatlar sağlar. Bu enzim bir histon demetilazdır, bu da belirli histonlardan metil gruplarının çıkarılmasına yardımcı olduğu anlamına gelir. Lizin spesifik metil transferaz 2D gibi, lizin spesifik demetilaz 6A da belirli genlerin aktivitesini düzenler ve araştırmalar, iki enzimin belirli gelişim süreçlerini kontrol etmek için birlikte çalıştığını öne sürer.

Kabuki sendromuyla ilişkili KMT2D ve KDM6A gen mutasyonları bunlara karşılık gelen fonksiyonel enzimin yokluğuna neden olur. Bu genlerden üretilen enzimlerin eksikliği, normal histon metilasyonunu bozmakta ve organların ve dokuların birçoğunda bazı genlerin aktivasyonunu engellemekte ve Kabuki sendromundaki gelişim ve fonksiyon özelliklerindeki anormalliklere neden olmaktadır.

Kabuki sendromlu bazı insanlarda tespit edilmiş KMT2D veya KDM6A gen mutasyonu yoktur. Bu bireylerde bozukluğun nedeni bilinmemektedir.

Kalıtım Paterni

Kabuki sendromuna KMT2D genindeki mutasyonlardan kaynaklandığı zaman, otozomal dominant bir kalıptan miras kalır; bu da, her hücredeki değişmiş genin bir kopyasının bozukluğa neden olması için yeterli olduğu anlamına gelir.

Kabuki sendromuna KDM6A genindeki mutasyonlar neden olduğunda, X bağlantılı dominant kalıtımla kalıtılır.  KDM6A geni, iki cinsiyet kromozomundan biri olan X kromozomu üzerinde bulunur. Dişilerde (iki X kromozomu olan), her hücredeki genin iki kopyasından birindeki mutasyon, bozukluğa neden olabilir. Erkeklerde (yalnızca bir X kromozomu olan), her hücredeki genin tek kopyasındaki mutasyon bozukluğa neden olur. X’e bağlı kalıtımın bir özelliği, babalar oğullarına X ile kalıtsal özelliklerini geçiremezler.

Kabuki sendromunun çoğu vakası, bu genlerden birinde yeni bir mutasyon sonucu ortaya çıkar ve ailelerinde bozukluk geçmişi olmayan insanlarda ortaya çıkar. Birkaç vakada, etkilenen  kişinin mutasyon geçiren bir ebeveynden miras aldığına inanılmaktadır.
Kaynakça
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

HUNTINGTON HASTALIĞI

Tanım

Huntington hastalığı, kontrolsüz hareketlere, duygusal sorunlara ve düşünme yeteneğini kaybetmeye (biliş) neden olan aşamalı bir beyin bozukluğudur(veya hastalığıdır).

Bu bozukluğun en yaygın biçimi olan yetişkinlik başlangıçlı Huntington hastalığı, genellikle bir kişinin otuzlu veya kırklı yaşlarında görülür. Erken belirtileri ve semptomları arasında sinirlilik, depresyon, küçük istemsiz hareketler, yetersiz koordinasyon ve yeni bilgi öğrenme veya karar vermede sorun yaşama bulunabilir. Huntington hastası olan birçok kişi, kore olarak bilinen istem dışı sarsıntı veya seğirme hareketleri geliştirir. Hastalık ilerledikçe, bu hareketler daha belirgin hale gelir. Etkilenen bireyler yürüme, konuşma ve yutkunmada zorluk yaşayabilirler. Bu hastalığa sahip olan insanlar kişilik değişikliği ile düşünme ve akıl yürütme yeteneklerinde bir düşüş yaşarlar. Huntington hastalığının yetişlinlik başlangıçlı formunda olan hastalar genellikle belirti ve semptomlar başladıktan sonra yaklaşık 15-20 yıl daha yaşarlar.

Huntington hastalığının daha nadir görülen bir biçimi olan çocuk formu ise çocukluk veya ergenlik döneminde başlar. Bu form aynı zamanda hareket sorunları ve zihinsel ve duygusal değişiklikler de içerir. Çocuk formunun ek bulguları yavaş hareketler, sakarlık, sıkça düşme, rijidite, geveleyerek konuşmadır. Düşünme ve akıl yürütme becerilerinin bozulması nedeniyle okul başarısı düşer. Nöbetler, bu durumdaki çocukların yüzde 30 ila 50’sinde görülür. Çocuk formlu Huntington hastalığı, yetişkinlik başlangıçlı formdan daha hızlı ilerleme eğilimindedir.Etkilenen bireyler genellikle belirti ve semptomlar başladıktan sonra yaklaşık 15-20 yıl daha yaşarlar.

Görülme Sıklığı

Huntington hastalığı, Avrupa kökenli insanlarda 100.000 kişide tahmini olarak 3-7 kişiyi etkiliyor. Bozukluk, Japon, Çin ve Afrika kökenli insanlar da dahil olmak üzere bazı toplumlarda daha az görülür.

Genetik Değişiklikler

HTT genindeki mutasyonlar Huntington hastalığına neden olur. HTT geni, Huntingtin adı verilen bir proteinin yapımı için talimatlar sağlar. Bu proteinin fonksiyonu bilinmemekle birlikte, beyindeki sinir hücrelerinde (nöronlarda) önemli bir rol oynadığı görülmektedir.

Huntington hastalığına neden olan HTT mutasyonu, CAG trinükleotid tekrar olarak bilinen bir DNA segmentini(parçasını) içerir. Bu segment, üst üste birden çok kez görünen üç DNA yapı bloğu (sitozin, adenin ve guanin) serisinden oluşur.Normalde CAG segmenti gen içinde genellikle 10 ila 35 kez tekrarlanır. Huntington hastalığı olan insanlarda ise CAG segmenti 36 ila 120 yi aşkın sayıda tekrarlanabilir. 36 ila 39 CAG tekrarlayan kişiler, Huntington hastalığının belirti ve semptomlarını gösterebilir; ancak 40 veya daha fazla tekrarlayan insanlar neredeyse daima bu bu semptomları gösterir.

CAG segmentinin büyüklüğündeki bir artış, Huntingtin proteininin anormal derecede uzun bir versiyonunun üretilmesine yol açar. Uzatılmış protein, birbirlerine bağlanarak nöronlarda biriken ve  bu hücrelerin normal işlevlerini bozan küçük, toksik parçalara ayrılır. Beynin belirli bölgelerindeki nöronların işlev bozukluğu ve nihai ölümü Huntington hastalığının belirtileri arasında bulunur.

Kalıtım Modeli

Bu hastalık bir otozomal dominant kalıptan kalıtılır.Bu da değişmiş genin bir kopyasının hücrede bozukluğa neden olmak için yeterli olduğu anlamına gelir. Etkilenen kişi değiştirilmiş geni genellikle ebeveynlerinin birinden devralır. Nadiren, Huntington hastalığına yakalanmış bir bireyin hasta olan bir ebeveyni yoktur.

Değiştirilmiş HTT geni bir nesilden diğerine geçtikçe CAG trinükleotid tekrarının boyutu genellikle artar. Daha büyük boyutlardaki tekrarlar genellikle belirtilerin erken yaşlarda başlamasına yol açar. Bu fenomene antisipasyon denir. Huntington hastalığının yetişkinlik başlangıçlı formunu taşıyan kişiler tipik olarak HTT geninde 40 ila 50 CAG tekrarına sahipken, bu bozukluğun çocuk formunda olan kişiler 60’dan fazla CAG tekrarına sahip olma eğilimindedir.

HTT geninde 27 ila 35 CAG tekrarı bulunan bireyler Huntington hastalığına yakalanmamakla birlikte, bozukluğu geliştirebilecek çocuk sahibi olma riski altındadırlar. Gen ebeveynden çocuğa geçtikçe, CAG trinükleotid tekrarının boyutu Huntington hastalığına (36 tekrar veya daha fazla) neden olan aralığa kadar uzayabilir.
Kaynakça:
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/

Kategoriler
YUKLENDI

GUNTHER HASTALIĞI

Konjenital Eritropoetik Porfiriya, nam-ı diğer Gunther hastalığı, porfiriya türleri arasında en nadir rastlananı olmakla birlikte genellikle bebeklik döneminde kendini göstermeye başlar. Işığa duyarlılık ile karakterize olan hastalık aynı zamanda ciltte atipik nedbe dokusuna, kabarmalara, ellerde ve yüzde yüksek derecede kıllanmaya yol açar. Bunun yanında fotosensivite ve enfeksiyonlar da parmakların veya yüzdeki organların kaybına neden olabilmektedir.

Semptomları kendini bazen hafif bazen de oldukça keskin gösterir ve bazıları vücut boyunca aşırı kıllanma, dişlerde kırmızıya dönen renk değişimleri, anemi, ve idrarda kırmızılaşma olarak sayılabilir.

Konjenital Eritropoetik Porfiriya’ya Hem sentezinde meydana gelen bir kusur yol açmaktadır ve bu kusur porfirin sentezinin öncü maddelerinin birikimine neden olur ve semptomların da ortaya çıkış nedenidir.

Otozomal resesif kalıtılmaktadır ve “UROS” geninde meydana gelen mutasyonlardan kaynaklanmaktadır.

Tedavisi ise kemik iliği nakli veya hematopoetik kök hücre kordon kanı naklini içermektedir. Kan nakli veya dalağın alınması da kemik iliği tarafından üretilen porfirin miktarını azaltabilmektedir.

Bu hastalığı taşıyan bireyler güneş ışığına maruz kalmaktan kaçınmalıdır.

Semptomlar Sıklık
Cilt kabarması Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Anormal idrar rengi Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Ayak anomalileri Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
El anomalileri Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
“Hem” biyosentezinde anormallik Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Ciltte atipik nedbe dokusu Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Kutanöz fotosensivite Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Hemolitik anemi Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Anormal derecede kıllanma Çok sık
(vakaların %80-%99’unda)
Tekrarlayan deri enfeksiyonları Çok sık
(vakaların %80-%99’unda

Kaynak

https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/4446/porphyria-congenital-erythropoietic

Kategoriler
YUKLENDI

AKUT ENFEKSİYOZ POLİNEVRİT

Akut enfeksiyöz polinevrit, sinir hücrelerini etkileyen otoimmun bir rahatsızlıktır. Otoimmun hastalıklar, bağışıklık sisteminin işlevsel bozuklukları sonucu vücudun kendi doku ve organlarına saldırmasıyla meydana gelir. Akut enfeksiyöz polinevritin, T hücre aktivasyonu sonucu periferik sinirlerin antijenik proteinlerine karşı antikorların üretimi ile sonuçlanan otoimmun bir hastalık olduğu düşünülmektedir. Ebstein-Barr virüs, Cytomegalovirüs, Mycoplasma pneumoniae ve Campylobacter jejuni gibi enfeksiyöz ajanlar, aşılanma, cerrahi girişimler veya doğum antikorların yapımını tetikler.Akut enfeksiyöz polinevritte ise bağışıklık sistemi ,vücudun merkezi sinir sisteminin ekstremiteler ve organlarla  iletişimini sağlayan periferik sinirlerine saldırarak cevap verir. Bağışıklık sisteminin bu cevabı özellikle sinir hücresinin impuls iletimin geçişini sağlayan uzantıları olan aksonları etkiler.Akut enfeksiyöz polinevrit, kas hareketlerini kontrol eden motor nöronları ve sıcaklık,dokunma ve ağrı duyusunun sinyallerini taşıyan duyu nöronlarını etkiler. Bunun sonucunda; bu hastalığa sahip bireyler kaslarda zayıflık ve belli duyuları algılama yeteneğinde kayıplar yaşayabilir.

Kaslarda zayıflık ve felç durumu, Akut enfeksiyöz polinevritinn tipik özellikleridir. Kaslardaki bu zayıflık hissi genelde uyuşma, ağrı, hissizlik ve çınlama ile seyreder ve bacaklardan başlayıp kollara, gövdeye ve yüze yayılır. Hastalığın diğer belirti ve bulguları yutmada ve soluk almada güçlüktür. Zaman zaman, kan basıncı ve kalp hızı gibi vücudun istemsiz hareketlerini kontrol eden sinirlerin etkilendiği durumlarda dalgalı kan basıncı ve düzensiz kalp atışı (kardiyak aritmiler) görülebilir.

Akut enfeksiyöz polinevritin periferik sinirin etkilendiği bölümüne göre sınıflandırılmış bir çok çeşidi vardır. En sık görülen çeşidi olan AIDP’de (Acute Inflammatory Demyelinating Polyradiculoneuropathy) bağışıklık sistemi aksonları koruyan ve impulsların hızlı iletimine yardımcı olan myelin kılıfa saldırır. Akut enfeksiyöz polinevritin diğer iki çeşidi olan akut motor akson nöropatisi(AMAN) ve akut motor-duyusal akson nöropatisi (AMSAN),bağışıklık sisteminin kendi aksonlarına zarar vermesidir. AMAN’ da sadece motor nöronların aksonları zarar görürken;  AMSAN’da hem motor hem de duyu nöronlarının aksonları hasar görür. Duyu nöronlarının hasar görmesi sebebiyle bu hastalığa sahip bireylerde uzuvlarının konumunu algılayan duyu yeteneğinde kaybolma ve anormal refleks hareketleri ya da refleksin oluşmaması(areflexia) görülebilir.

Akut enfeksiyöz polinevritin  bir diğer çeşidi olan Miller Fisher Sendromunda beyinden çıkıp baş ve boyun gibi birçok alana giden kraniel sinirler hasar görür. Miller Fisher Sendromunun tipik özellikleri arasında gözü hareket ettiren kaslarda zayıflık ve felç hali(ophthalmoplegia), denge ve koordinasyonda bozukluklar(ataxia) ve areflexia’dır.

Akut enfeksiyöz polinevrit her yaşta oluşabilir. Hastalığın ilerlemesi genellikle belli bir modeli takip eder. Bireylerin bakteriyel ya da viral enfeksiyon geçirmeleri hastalığın ilerlemesinde öncüldür.Akut enfeksiyöz polinevrit’in  ilk safhası 4 hafta sürer ve en şiddetli hali ilk iki haftada ortaya çıkar. Plato denilen hastalığın ikinci safhasında belirti ve bulgular dengeye gelir ve haftalar aylar sürebilir.İyileşme safhasında ise bulgular kaybolur. Ne var ki bu hastalığa sahip bazı bireylerde tam olarak iyileşme görülmez ve aşırı yorgunluk ,kas zayıflığı ve kas ağrıları yaşamaya devam ederler.

Sıklığı

Akut enfeksiyöz polinevritin  sıklığı 1 milyonda 30 kişi olarak tahmin edilmektedir. Hastalığın farklı tipleri farklı ülkelerde farklılıklar gösterir. AIDP türü, Kuzey Amerika ve Avrupa’da Akut enfeksiyöz polinevrit vakaların %90’ını oluşturan, en sık görülen hastalık çeşididir. AMAN ve AMSAN, Asya ve Latin Amerika ülkelerinde vakaların %30-50’sini oluştururken, Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde %3-5’ini oluşturmaktadır. Miller Fisher sendromu Asya ülkelerinde vakaların %20’sini oluşturmasıyla en sık görülen türü olmasına karşın bu oran Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde %5’ten azdır. Akut enfeksiyöz polinevrit insidansı, toplum kaynaklı çalışmalarda 16 yaşın altında 0.25-1.5/100.000 olarak bulunmuştur. Her iki cins eşit olarak etkilenir.

Genetik Değişiklikler

Yapılan son çalışmalar, belli genlerdeki normal varyasyonların  Akut enfeksiyöz polinevritin oluşma riskini artırdığını göstermekle beraber ilişkili genlerin onaylanması ve tanımlanmasında daha çok araştırma gereklidir. Akut enfeksiyöz polinevritin oluşma riskini artıran birçok gen immun sistemle ilişkilidir ve enfeksiyonla savaşmadaki görevi bu durumun gelişmesine katkı sağlayabilir.

Akut enfeksiyöz polinevrite sahip bir bireyin bakteriyel veya viral enfeksiyon kapmış olması,hastalığın bulgu ve belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Ancak, enfeksiyon kapan kişilerin çok azında bu sendrom gelişir. enfeksiyonla savaşmak için özelleşmiş immun hücreleri ,bakteri veya virüs üzerindeki özel protein ve molekülleri  tanıyan antikorlar üretir. Araştırmalar bu antikorların vücudun kendi sinirlerindeki proteinleri de tanıdığını göstermiştir. Bunun sonucunda bağışıklık sistemi kendi sinirlerine saldırır,inflamasyon oluşturur ve Akut enfeksiyöz polinevritin bulgu ve belirtilerine neden olan akson ve miyelin hasarına sebep olur.

Akut enfeksiyöz polinevritin neredeyse tüm vakaları spora diktir yani aile öyküsüne bağlı olmaksızın gelişebilir. genetik ve çevre faktörleri birlikte bu hastalığın oluşmasındaki riski belirlemede önemli rol oynar. Sonuç olarak akut enfeksiyöz polinevritle ilişkili bir genetik varyasyon kalıtılan bir bireyde, bu hastalıık gelişir diyemeyiz.

Kaynaklar

https://ghr.nlm.nih.gov/

http://www.guncelpediatri.com/makale_325/Guillain-Barre-Sendromu-Derleme