Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

ARJİNİNEMİ

Genel Bilgi, Genetik Değişiklikler/Etken Faktörler

Arjininemi, arjinaz enzimi eksikliği sebebiyle üre döngüsünün  gerçekleşmesini engelleyen genetik bir hastalıktır. Kromozom 6q23 üzerinde arjinaz enzimini kodlayan ARG1 geninde bulunan homozigot ya da çifte heterozigot mutasyon sebebiyle olur. Homozigot çekinik olarak bir sonraki nesile aktarılabilir. [1] Üre döngüsü vücudun metabolizmal aktivitesi sonucu üretilen azotun vücuttan atılması için gerekli olan bir döngüdür. Üre döngüsünün son enzimi olan arjinaz I arjinini, üre ve ornitine dönüştürür. [2] Bu enzimin düzgün çalışmaması sonucu kanda arjinin ve amonyak birikmesi olur. Genelde doğumda ve erken çocukluk döneminde semptomlar görülmez. 1 yaş ve 3 yaş arası tedavi edilmeyen bireylerde spastisite, bilişsel gelişimde bozukluk gelişir. Tedavi edilmemesi durumunda arjinaz enzimi eksikliğinde ciddi semptomlar görülür. [4]

Belirti ve Semptomlar

Arjininemi hastalığı bulunan bireylerde aşağıdaki belirti ve semptomlar görülebilir.

  • Anoreksi
  • Kusma
  • Zeka geriliği
  • Büyüme geriliği
  • Hiperamonemi
  • Hiperarjininemi
  • Spastik parapleji
  • Letarji
  • Nöbet
  • Atetoz
  • Bağırsak ve mesane kontrolü kaybı
  • Mikrosefali
  • Kortikal atrofi
  • Denge ve koordinasyon eksikliği

Genetik Görülme Sıklığı

1.100.000’de 1 ile 350.000’de 1 arasında görülme ihtimali olduğu tahmin edilmektedir.[4]

Kalıtım Paterni/Deseni:

6. kromozomda otozomal çekinik olarak aktarılır.  Çerçeve kayması veya silinme mutasyonu sonucu oluşur. Otozomal çekinik olduğu için bireylerin %25 hasta, %50 taşıyıcı ve %25 ne hasta ne taşıyıcı olma ihtimali vardır. [4]

Teşhis Yöntemleri ve Tedaviler

Yeni doğmuş bebeklerde yapılan yeni doğan taramasında bu hastalığı fark etmek zordur. 1 yaşından sonra fark edilmeye başlanır. Plazmadaki arjinin seviyesinin normali 3-4 katına çıkması bu hastalığın olabileceğine dair işarettir. Kesin tanı moleküler genetik testler ile biallelik ARG1 patojenik varynatının testpiti veya kırmızı kan hücrelerinde arjinaz enzimi aktivetisinin olmaması ile konur. Üriner orotik asit konsantrasyonu bu bireylerde yüksek olabilir ama teşhis konması için birincil öncelikte değildir. [4] Çoğu üre döngüsü rahatsızlıklarına benzer bir tedavi yolu uygulanmaktadır. Bu hastalığa sahip olan bireylerde beslenme düzeninde değişiklik yapılarak dışarıdan protein alımının kısıtlanması ve temel amino asit ile desteklenip düşük proteinli beslenme ile tedavi edilebilir. Aynı zamanda intravenöz glukoz infüzyonu ile tedavi edilebilir. Akut durumlarda (koma ya da ensefalopatik) sodium benzoat ve/veya sodium fenilbütirat/fenilasetat kandaki amonyak seviyesini düşürmek için kullanılır. Nitrojen tutucu ilaçlar kullanılır.[3][5] Tedavilerden yanıt alınamadığında karaciğer naklide yapılabilmektedir. Valporik asitin bu hastalar üzerinde kullanılması önerilmemektedir. Kandaki arjinin seviyesinin kontrol edilmesi ve metabolik dengesinin takibi gerekmektedir. Eğer aile öyküsünde bu hastalığa sahip insanlar varsa yapılacak moleküler genetik testler ve plazma kantitatif aminoasit analizleri hastalığın erken teşhis ve tedavisinde çok önemli yer tutmaktadır.[4]

Hastalıkla İlişkili Genler

6p23’de bulunan arjinaz-1(ARG1) geninde bulunan homozigot ya da çifte heterozigot mutasyon sebebiyle olur. Çerçeve kayması, silinme ya da çoğalma mutasyonu ile oluşur. [1] 

Hastalığın Diğer İsimleri

Arjininemi, arjinaz eksikliği, hiperarjininemi ve ARG1 eksikliği olarak da biliniyor.

Referans

[1] Cai, X., Yu, D., Xie, Y., & Zhou, H. (2018). Argininemia as a cause of severe chronic stunting and partial growth hormone deficiency (PGHD). Medicine, 97(7), e9880.doi:10.1097/md.0000000000009880 

[2] Crombez E. A., Cederbaum S. D, (2004), Hyperargininemia due to liver arginase deficiency, doi:10.1016/j.ymgme.2004.11.004 

[3] Fernando D. Testai., Philip B. Gorelick, (2010), Inherited Metabolic Disorders and Stroke Part 2: Homocystinuria, Organic Acidurias, and Urea Cycle Disorders Arch Neurol. 2010;67(2):148-153 

[4]Derek Wong, MD, Stephen Cederbaum, MD, and Eric A Crombez, MD. Arginase Deficiency. GeneReviews. August 2014; http://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK1159/.

[5] Qureshi, I. A., Letarte, J., Ouellet, R., Batshaw, M. L., Brusilow, S. Treatment of hyperargininemia with sodium benzoate and arginine-restricted diet. J. Pediat. 104: 473-476, 1984. 

[6] https://www.omim.org/entry/207800#15 

[7] https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/5840/arginase-deficiency 

Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

FİBROSARKOM

Genel Bilgi

Fibrosarkom, kemik, kas ve diğer organları yerinde tutan fibröz doku hücrelerini. etkileyen mezenkimal kökenli nadir görülen bir tümördür. Vücut fibroblastların kontrolünü kaybeder ve fibroblastlar aşırı çoğalır. Bu durum gerekenden daha fazla lifli doku oluşturur. Bunun sonuucunda da tümör oluşumu gözlenir. Fibrosarkom da diğer kanser türleri gibi vücuda yayılabilir.(metastaz)

Figür 1: Fibrosarkomaya sahip fibroblast hücrelerinin 3D görüntüsü

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/320614.php#symptoms

İki ana tip vardır: Birincil Fibrosarkom ve ikincil Fibrosarkom.

Primer fibrosarkom, değişken miktarlarda kolajen üreten bir fibroblastik malignitedir. Sekonder fibrosarkom, önceden var olan bir lezyondan veya radyoterapiden sonra kemik veya yumuşak doku alanına kadar ortaya çıkar. Bu daha agresif bir tümördür ve prognozu daha kötüdür.

Nadiren, fibrosarkom kemikte ortaya çıkabilir, ancak genellikle kemiğin kendisini değil, yakındaki fibröz dokuyu etkiler.

Genetik Değişiklikler/Etken Faktörler

Fibrosarkomun kesin nedeni bilinmemektedir, ancak genetik mutasyonlar bir rol oynayabilir. Bazı nadir kalıtsal hastalıklar insanlar da fibrosarkom görülme ihtimalini arttırır.Bu durumlar şunları içerir:

Bu hastalıklara sahip bireylerde herhangi bir sarkom belirtisi olup olmadığına dair düzenli kontrol edilmelidir.

Aynı zamanda;

  • zayıflamış veya hasar görmüş lenf sistemi
  • radyasyona maruz kalma
  • muhtemelen vinil klorür, arsenik ve dioksin dahil olmak üzere bazı kimyasal maruziyetlerde Fibrosarkoma neden olabilir.

Belirti ve Semptomlar

Fibrosarkom en çok kollarda, bacaklarda, göğüste veya karında görülür, ancak vücudun diğer bölgelerinde de olabilir. Fibrosarkom belirtileri ilk başta hafif olabilir.Önceleri sadece cilt altında ağrısız bir yumru veya şişlik görülebilir. Diğer belirtilerin görüntülenmesi ise uzun zaman alabilir. Bu belirtiler şunları içerir.

  • Kol veya bacaklarda; tümör bölgesinde burkulma gibi hissedilebilecek kalıcı ağrı görülmesi
  • Karında: Eğer Fibrosarkom oluşumu karında başlarsa, muhtemelen önemli boyutlara gelene kadar fark edilemez. İlerleyen zamanlarda çevredeki organları, kasları, sinirleri veya kan damarlarını itmeye başlayabilir. Bu durum acıya ve hassasiyete yol açabilir. Tümörün konumuna bağlı olarak, solunum problemlerine yol açabilir. Ayrıca kabızlığa da sebep olabilir.
  • Mesanede bulunan fibrosarkom alt karın bölgesinde ağrı, işemede zorlanma ve idrarda kan bulunmasına sebep olur.
  • Göğüste fibrosarkom bulunduğunda hastada nefes darlığı, öksürük ve göğüs ağrısı gözlenir.
  • Baş veya boyunda gözlenen Fibrosarkomda ise belirtiler burunda tıkanıklık ve burun veya boğazdan akıntı şeklinde görülür. Bazı durumlarda göz şişebilir.

Bunların yanında aşağıdakiler gibi başka semptomlar da gözlemlenebilir.

  • yorgunluk
  • iştah kaybı
  • kilo kaybı.
  • eklem veya uzuvu hareket ettirmede zorluk
  • tümörün sinirlere baskı yapması nedeniyle vücudun ilgili bölgelerindeki uyuşma

Ancak semptomları başka sarkom türleriyle de benzerlik gösterdiği için Fibrosarkomun sadece semptomlarla tanımlanması kolay değildir.

Genetik Görülme Sıklığı 

Fibrosarkom, kas-iskelet sarkomlarının sadece % 10’unu ve tüm primer kemik tümörlerinin% 5’inden daha azını temsil eder. Nadirdir, her 2 milyon kişiden birini etkiler. Herhangi bir yaştaki hastalarda teşhis edilebilir, ancak yaşamın dördüncü dekadındaki hastalarda daha sık teşhis edilir.

Kalıtım Paterni/Deseni

Fibrosarkomun kalıtım paterni bilinmemektedir. Kemik fibrosarkomu erkeklerde kadınlardan biraz daha sık görülür.Bilinen ırksal tercih yoktur.

Teşhis Yöntemleri ve Tedaviler

Figür 2: Fibrosarkomun resmi balıksırtı deseni olarak tanımlamır. Bu model çok belirgindir ve genellikle fibrosarkom tanısını doğrular.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Fibrosarcoma

Teşhis için öncelikle görüntüleme yöntemleri kullanılır. Bu yöntemler tümörleri ve diğer anormallikleri tanımlamayı kolaylaştıran ayrıntılı resimler üretir. Bir kitle bulunursa, fibrosarkomu doğrulamak adına biyopsi yapılır. Biyopsi sonrası bir patolog tarafından, herhangi bir kanser hücresi olup olmadığını ve varsa ne tür olduklarını belirlemek için örnekler analiz edilir. Eğer hastalık varsa, tümör derecelendirilir. Fibrosarkom tümörleri 1 ila 3 ölçeğinde derecelendirilir. Kanser hücreleri, normal hücrelere ne kadar az benzerse, derece o kadar yüksek olur. Yüksek derecelendirilen tümörler diğerlerine nazaran daha agresif olma eğilimindedir. Yani daha hızlı yayılırlar ve tedavileri daha zordur.

Doktorlar, tedavi planını aşağıdakiler gibi birçok faktöre dayandıracaktır:

  • primer tümörün derecesi, boyutu ve yeri
  • kanserin yayılıp yayılmadığı ve ne kadar yayıldığı
  • yaşınız ve genel sağlığınız
  • bunun önceki bir kanserin nüksü olup olmadığı

Fibrosarkom için ana tedavi, tümörün çıkarıldığından emin olmak için tümörün etrafında geniş kenar boşlukları ile primer tümörü çıkarılmasına dayanır. Bazı durumlarda amputasyon gerekebilir. Radyasyon tedavisi ve kemoterapi gibi yardımcı tedavi lokal kontrolü iyileştirebilir ve klinik olarak belirgin metastatik hastalığın ortaya çıkma olasılığını azaltabilir. Tedavi sonrasında da hastalar genellikle en az 5 yıl boyunca izlenir.

Hastalıkla İlişkili Genler

Genetik mutasyonlar rol oynayabilir. Mevcut araştırmalar birçok sarkomun bu mutasyonlarla ilişkili olduğunu göstermektedir. Ancak hastalık sebebi ve ilgili genler henüz bilinmemektedir.

Kaynakça

https://www.macmillan.org.uk/information-and-support/audience/teens-and-young-adults/cancer-types/sarcoma/soft-tissue-sarcomas.html
https://www.medicalnewstoday.com/articles/320614.php#symptoms
https://emedicine.medscape.com/article/1257520-overview
https://www.healthline.com/health/fibrosarcoma#diagnosis
https://www.canteen.org.au/cancer-information/cancer-types/soft-tissue-sarcomas/fibrosarcoma/
Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

BURKİTT LENFOMA

Burkitt lenfoma, ağırlıklı olarak Orta Afrika’daki küçük çocukları etkileyen nadir bir kanser türüdür, ancak hastalık diğer bölgelerde de bildirilmiştir. Afrika’da görülen örneklerde, patojenik mekanizma belirsiz olmasına rağmen, Epstein-Barr virüsü enfeksiyonu ile ilişkili olduğu tahmin edilmektedir.

Burkitt lenfoma Myc genindeki somatik mutasyondan kaynaklanır ve Myc geni ve immünoglobulin genleri ile beraber translokasyonlar söz konusudur. Karşılıklı kromozomal translokasyonlar, lösemi ve lenfoma gibi beyaz kan hücrelerini kapsayan iki tip kanserin de aralarında bulunduğu birçok kanserin karakteristik özelliğidir.

Burkitt lenfoma hastalarından alınan kan örneklerinde kromozom analizi yapılırken kromozom 8 (c-myc geninde ya da yakınında olan translokasyon kırılma noktası ile) ve kromozom 2, 14 veya 22 (immünoglobulin genlerinden birisinin yanında ya da üzerinde olan translokasyon kırılma noktası ile) aralarında karşılıklı translokasyonlar görülmektedir. Burkitt lenfoma hastasının c-myc geninde ve immunoglobulin genlerinin DNA sekanslamasında eşsiz translokasyon kırıklıkları meydana gelir.

Bu hastalarda eşsiz bir şekilde translokasyon kırıklıkları vardır bu da her Burkitt lenfoma vakasında kanser hücrelerinin tamamının tek hücreden oluştuğunu ve bu atasal hücrenin de genetik bozukluklarını nesillerine aktardığı gözlenir.

 Kromozom translokasyonuna neyin sebep olduğu hala kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte, fareler gibi model organizmalarda yapılan araştırmalar, translokasyonların nasıl meydana geldiğini ve bu sürecin Burkitt lenfoma ve lösemi gibi diğer kanserlere nasıl katkıda bulunduğunu daha iyi anlamamıza yol açmaktadır.

Şekil 1-) Kromozom 8 üzerinde Burkitt lenfoma hastalığının bulunduğu kromozomal segment. Kaynak: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK22266/

Şekil 2-) Myc geni ile immunoglobulin genleri arasında karşılıklı translokasyonlar. Bu translokasyonlar özdeş kırılma noktalarıdır. Kaynak: Zübeyde Kumbıçak Chromosome Biology lecture notes.

Kaynakçalar

  1. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK22266/
  2. Klug, W.S., Cummings, M.R., Spencer, C.A., Palladino, M.A. 2018. “Genetik Kavramlar”, Çeviri Editörleri: Sümer, S., Açık, L., Tuncer, M., Palme Yayıncılık, Ankara.
  3. https://omim.org/entry/113970?search=burkitt%20lymphoma&highlight=burkitt%20lymphoma
Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

VİRAL KANAMALI ATEŞ

Merve Nur ÇAKMAK

Genel Bilgi

Viral hemorajik ateş, son zamanlarda keşfedilen, şiddetli, çoklu ve sıklıkla ölümcül kanamalarla karakterize ,bulaşıcı viral enfeksiyonların bir grubudur. Afrika ateşleri arasında 1969’da keşfedilen Lassa ateşi, ilk olarak 1967’de ortaya çıkan Marburg hastalığı ve 1976’da ortaya çıkan Ebola ateşi bulunur. Diğer virüsler de hemorajik ateşlere neden olabilir .

Lassa humması ile ilgili olarak, 7 günlük bir kuluçka döneminden sonra, ateş ve ülseratif hemorajik farenjit, ardından akciğerlerle birlikte göğüs zarının yangısı meydana gelir.

Hastalık daha sonra vakaların % 35 ila %70’inde ölüme yol açan sindirim veya akciğer kanamalarına neden olur. Ebola’nın insanlar arasında bulaşması, hava kaynaklı yoldan ziyade esas olarak hastalıkla veya enfekte biyolojik ürünlerle doğrudan temas yoluyla gerçekleşir. Klinik bulgular 4-16 günlük bir kuluçka döneminden sonra, başlangıçta ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve göz kızarıklığı ile ortaya çıkar. Daha sonra mide bulantısı, kusma ve ishal gibi sindirim semptomları ortaya çıkar. Bir sonraki aşama ise;  burun, bağırsak veya genital bölgede kanamanın ortaya çıkmasıdır.Hastalık genellikle birkaç gün içinde ölümcüldür.

Kaynak:   https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/5494/viral-hemorrhagic-fever

Hastalığın Nedenleri

Beş RNA virüsü ailesinin hemorajik ateşe neden olabildiği bulundu.

  • Arenaviridae ailesi arasında; Lassa humması (Lassa virüsü), Lujo virüsü, Arjantin (Junin virüsü), Bolivya (Machupo virüsü), Brezilya (Sabiá virüsü), Chapare hemorajik ateşi (Chapare virüsü), Venezüella (Guanarito virüsü) ve Whitewater Arroyo virüsü bulunur.
  • Bunyaviridae ailesi, böbrek sendromlu Hantavirüs hemorajik ateşinin (HV-HFRS) , Orthobunyavirus ve Rift Vadisi ateşinden (RVF) gelen Kırım-Kongo kanamalı ateşinin (CCHF) virüsünü içerir.
  • Filoviridae familyasında Ebola virüsü ve Marburg virüsü bulunur.
  • Flaviviridae ailesi; kene kaynaklı ensefalit grubunda VHF’ye neden olan dengue, sarı humma ve iki virüsü içerir. Bunlar Omsk hemorajik ateş virüsü ve Kyasanur Orman Hastalığı virüsü.
  • Eylül 2012’de PLOS Pathogens dergisinde yazan bilim adamları, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Bas-Kongo bölgesinde 2 ölümcül ve 2 ölümcül olmayan hemorajik ateş vakasından sorumlu bir Rhabdoviridae üyesinin izole edildiğini bildirdi. Virüs, Bas-Kongo virüsü olarak adlandırıldı.

Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Viral_hemorrhagic_fever

Tedavi

Tedavi semptomatiktir. Hastane hizmetlerinde ikincil korunma, etkilenen hastaların izolasyonundan oluşur.

Semptomlar

İnsanların% 5-29′ u bu semptomlara sahiptir:

Ensefalit                                    Beyin iltihabı

İşitme Bozukluğu                      Sağırlık

Tekrarlayan Bronşiyolit

Bilinç Bozuklukları

Nöbet

Kaynak:  https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/5494/viral-hemorrhagic-fever(Düzenlenmiştir)

 Kaynakça: https://www.cdc.gov/vhf/virus-families/

Teşhis

Kesin tanı genellikle ileri biyo-koruma yeteneklerine sahip  laboratuvarlarda yapılır.

Laboratuvar araştırması bulguları virüsler arasında bir miktar farklılık gösterir, ancak genel olarak                     toplam beyaz hücre sayısında (özellikle lenfositler) bir azalma, trombosit sayısında bir azalma, kan    serumu karaciğer enzimlerinde bir artış ve kan pıhtılaşma yeteneğinde azalma vardır.

Hem protrombin (PT) hem de aktive parsiyel tromboplastin sürelerinde (PTT) bir artış olarak ölçülmüştür.Hematokrit yükselebilir. Üre ve kreatin yükseltilebilir, ancak bu hastanın hidrasyon durumuna bağlıdır. Kanama süresi uzama eğilimindedir.

Önlem

Sarıhumma aşısı haricinde ne aşılar ne de deneysel aşılar kolayca elde edilebilir. Profilaktik (önleyici) ribavirin, bazı bunyavirüs ve arenavirüs enfeksiyonları için etkili olabilir (sadece yeni bir araştırma ilacı (IND) olarak mevcuttur).

VHF izolasyon yönergeleri, tüm VHF hastalarının (dang hastaları hariç) el hijyeni, çift eldivenler, önlükler, ayakkabı ve bacak kaplamaları ve yüz koruyucu veya gözlükler dahil olmak üzere sıkı temas önlemlerini kullanmaları gerektiğini belirtir.

Lassa, CCHF, Ebola ve Marburg virüsleri özellikle hastane kaynaklı yayılmaya eğilimli olabilir. En azından, uygun test edilmiş, HEPA filtre donanımlı bir solunum cihazı (N-95 maskesi gibi), pille çalışan, hava temizleyici bir solunum cihazı veya pozitif bir basınç beslemeli hava maskesi dahil olmak üzere hava yoluyla önlemler alınmalıdır. VHF hastasının 1,8 metre yakınına gelen personel tarafından giyilir.Hasta grupları ayrı bir binaya veya izole bir klima santraline sahip bir koğuşa koyulmaldır.

Çevresel dekontaminasyon tipik olarak hipoklorit (örn. Ağartıcı) veya fenolik dezenfektanlarla gerçekleştirilir.

VHF hastalarının tıbbi tedavisi yoğun destekleyici bakım gerektirebilir. İntravenöz ribavirin ile antiviral tedavi Bunyaviridae ve Arenaviridae enfeksiyonlarında (özellikle Eski Dünya Hantavirüs enfeksiyonu nedeniyle Lassa ateşi, RVF, CCHF ve HFRS) faydalı olabilir ve sadece ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından onaylanan IND olarak deneysel bir protokol altında kullanılabilir . İnterferon Arjantin veya Bolivya hemorajik ateşlerinde etkili olabilir (sadece IND olarak da mevcuttur).

      VHF Hastalıkları Listesi

  • Alkhurma  kanamalı ateşi
  • Arjantin kanamalı ateşi
  • Bolivya kanamalı ateşi
  • Hemorajik ateşi kollamak
  • Kırım-Kongo kanamalı ateşi
  • Ebola (Ebola Virüsü Hastalığı)
  • Hantavirüs Pulmoner Sendromu (HPS)
  • Böbrek sendromlu (HFRS) kanamalı ateş
  • Kyasanur Orman Hastalığı (KFD)
  • Lassa ateşi
  • Lujo kanamalı ateşi
  • Lenfositik koriomenenjit (LCM)
  • Marburg kanamalı ateşi
  • Omsk kanamalı ateşi
  • Rift Valley ateşi
  • Sabia ile ilişkili kanamalı ateş
  • Kene kaynaklı Ensefalit (TBE)
  • Venezuela kanamalı ateşi

Kaynakça: https://www.cdc.gov/vhf/diseases.html

      Epidemiyoloji

  • Meksika 1545 ve 1576’da ‘Cocoliztli’.
  • Philadelphia, PA, ABD’de 1793 Büyük Sarı Ateş Salgını. 50.000 nüfusun yaklaşık% 10’u hastalığa yenik düştü.
  • Gabon’daki Mékambo, Ebola virüsü hastalığının çeşitli salgınlarının bulunduğu yerdir.
  • Orientale Eyaleti, Durba ve Watsa’nın Kongo Demokratik Cumhuriyeti, 1998-2000 Marburg virüsü hastalığı salgınının merkeziydi.
  • Angola’daki Uíge Eyaleti, 2005 yılında bu hastalığın bugüne kadarki en büyük Marburg virüsü hastalığı salgınının yapıldığı yerdi.
  • Kongo Demokratik Cumhuriyeti Mweka köyünde Ağustos 2007’de başlayan ve 103 kişiyi (100 yetişkin ve üç çocuk) öldüren bir VHF salgınının (en azından kısmen) Ebola virüsü tarafından kaynaklandığı gösterilmiştir.
  • Viral hemorajik ateş, Peloponezya Savaşı sırasında Atina Vebasının olası bir nedenidir.
  • Viral hemorajik ateş, Kara Ölüm’ün ve Justinian Veba’nın nedeninin alternatif bir teorisidir .
  • Eylül-Ekim 2008’de Lujo virüsünün ilk ve şu anki salgını 4/5 hastayı öldürdü.
  • Tarihin en büyük salgını olan 2014 Batı Afrika Ebola salgınıdır.

      Kaynak

                     

Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

CHARLEVOİX-SAGUENAY’IN OTOZOMAL RESESİF SPASTİK ATAKSİSİ

Hastalığın Genel Özellikleri

Daha yaygın olarak ARSACS olarak bilinen Charlevoix-Saguenay’ın otozomal resesif spastik ataksisi, kas hareketini etkileyen bir durumdur. ARSACS hastalarında tipik olarak kasların anormal gerilmesi , denge ve koordinasyon sorunları ve kol ve bacaklarda duyu ve güçsüzlük) vardır. ARSACS’ta ortaya çıkabilecek ek problemler arasında kas kaybı, istemsiz göz hareketleri ve yutma güçlüğüve konuşma bulunur. ARSACS’ın diğer özellikleri arasında yüksek kemerli ayaklar, yana eğilen bir omurga, gözün arkasındaki ışığa duyarlı dokuda sarı yağ dokusu çizgileri , idrar sistem sorunları, zihinsel engel, işitme kaybı ve tekrarlayan nöbetler (epilepsi). Dengesiz bir yürüyüş tarzı ARSACS’ın ilk belirtisidir. Yürüme sorunları genellikle yürümeye başlayan çocuklar yürümeyi öğrendiklerinden 12 ay ile 18 ay arasında başlar. Bu hareket problemleri zamanla kötüleşir, spastisite (kasların şiddetli derecede kasılı kalması hali) ve kol ve bacak ataksisi (denge bozuluğu) artar. Bazı durumlarda spastisite gider, ancak bu belirgin iyileşmenin kol ve bacaklardaki sinirlerin boşa gitmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Etkilenen bireylerin çoğu otuzlu veya kırklı yaşlarında tekerlekli sandalye yardımına ihtiyaç duyar.

Hastalık ismini ilk görüldüğü alandan almakta (Kanada’nın Quebec kentindeki Charlevoix-Saguenay bölgesi). ARSACS dünya çapında bireylerde tanımlanmıştır.

Görülme Sıklığı

Charlevoix-Saguenay bölgesindeki ARSACS insidansının 1.500 ila 2.000 kişide 1 olduğu tahmin edilmektedir. Quebec dışında ARSACS sıklığı bilinmemektedir. Bilimsel literatürde ARSACS’li yaklaşık 200 kişi tanımlanmıştır.

Hastalığın Nedeni

SACS genindeki mutasyonlar ARSACS’a neden olur. SACS geni, saksin adı verilen bir protein üretmek için talimatlar sağlar. Sacsin öncelikle beyin, cilt ve hareket için kullanılan kaslarda (iskelet kasları) hücrelerde bulunur, ancak proteinin spesifik işlevi bilinmemektedir.

Kaynakça ve İleri Okuma İçin

https://ghr.nlm.nih.gov/condition/autosomal-recessive-spastic-ataxia-of-charlevoix-saguenay#resources
Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

ASPARTİLGLİKOZAMİNÜRİ

   Diğer İsimleri

  • Aspartilglukosamınurya
  • Aspartilglukosamidaz (AGA) eksikliği
  • AGU
  • AGA eksikliği
  • Glikosilasparaginaz eksikliği

    Genel Tanım

 Aspartilglukosaminüri , merkezi sinir sistemini kapsayan ve iskelet anormalliklerine ve bağ dokusu lezyonlarına neden olan ciddi otozomal resesif lizozomal depo bozukluğudur. En karakteristik özelliği ilerleyici zihinsel geriliktir. Bozukluğa, lizozomal enzim glikosilasparaginazın yetersiz aktivitesi neden olur; AGU, genellikle Finlandiya hastalık mirası olarak adlandırılan bozukluklar grubuna aittir.

    Belirtiler

 Aspartilglikozaminüri olan bebekler doğumda sağlıklı görünür ve gelişim çocukluk boyunca tipik olarak normaldir. 2 veya 3 yaşlarında ortaya çıkan bu durumun ilk işareti genellikle konuşma gecikmesidir. Hafif zihinsel engelli belirtisi daha sonra belirginleşir ve öğrenme yavaş bir hızda gerçekleşir. Entelektüel sakatlık ergenlik döneminde giderek kötüleşir. Bu bozukluğu olan çoğu insan öğrendikleri konuşma yeteneğinin çoğunu kaybeder ve etkilenen yetişkinlerin kelime dağarcığında genellikle sadece birkaç kelime vardır. Aspartilglukozaminüri olan yetişkinlerde nöbet veya hareketle ilgili sorunlar gelişebilir. Bu durumdaki insanlarda giderek zayıflayan ve kırılmaya müsait hale gelen  kemikler (olabilirosteoporoz), alışılmadık derecede geniş bir eklem hareketi ( hipermobilite ) ve gevşek cilt semptomları görülür. Etkilenen bireyler, geniş aralıklı gözler ( oküler hipertelorizm ), küçük kulaklar ve dolgun dudaklar içeren karakteristik bir yüz görünümüne sahiptir . Burun kısa ve geniştir ve yüz genellikle kare şeklindedir. Bu duruma sahip çocuklar yaşları için uzun olabilir, ancak ergenlik döneminde büyüme hamlesi olmaması tipik olarak yetişkinlerin kısa olmasına neden olur. Etkilenen çocuklar da sık sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirme eğilimindedir. Aspartilglukozaminüri olan bireyler genellikle yetişkinliğin ortalarına kadar hayatta kalırlar. İskelet deforme olabilir. Omurga bükülmüş olabilir (skolyoz) ve boyun alışılmadık derecede kısa olabilir. Gözler de katarakt gelişebilir. Davranış sorunları yaygındır. Akciğer, kalp ve kan problemleri sonraki yıllarda ortaya çıkma eğilimindedir. Bireylerde %80-%90 görülen belirtiler;

  • amino asit metabolizmasında anormallik
  • idrarda yüksek aspartilglukozamin seviyeleri
  • Gecikmiş konuşma ve dil gelişimi
  • İstemsiz kas hareketleri bozukluğu
  • Dişeti büyümesi

[1.1] İki aspartilglikozaminüri hastası 3.0 T olarak görüntülendi. Solda 34 yaşında kadın hasta, sağda 26 yaşında kadın hasta. Pulvinar çekirdeklerde tipik sinyal yoğunluğu azalması gösteren eksenel T2 ağırlıklı görüntüler. Her ikisinde de, gri ve beyaz madde arasındaki zayıf farklılaşma, sinyal yoğunluğu artışı olan bazı düzensiz joktakortikal odaklar, 3. ventrikülün hafif dilatasyonu, bir epifiz kisti ve nispeten kalın bir kafatası da görülebilir.

[1.2] 33 yaşında kadın aspartilglikozaminüri hastası, 3.0 T’de görüntülendi. Solda, daha önce aspartilglikozaminüri ‘da bildirilmeyen talamide atipik sinyal yoğunluğu artışı gösteren dört eksenel T2 ağırlıklı görüntü ve periventriküler ve juktakortikal beyaz maddede sinyal yoğunluğu artışı olan birkaç düzensiz odak var. Sağda pulvinar çekirdeğindeki SI azalmasını ve beyaz maddedeki bazı fokal hipertansiyon lezyonlarını gösteren iki sagital T1 ağırlıklı görüntü vardır. Ayrıca bu hastanın görüntülerinde hafif lateral ve 3. ventrikül dilatasyonu, gri ve beyaz madde arasındaki zayıf farklılaşma, hafif dilate perivasküler boşluklar, pineal kist ve hafif genel atrofi görülebilir.

Nedenler

 AGA genindeki mutasyonlar aspartilglukosaminüriye neden olur. AGA geni, aspartylglucosaminidase olarak adlandırılan bir enzim üretmek için talimatlar içerir. Bu enzim, geri dönüşüm merkezleri olarak işlev gören hücrelerdeki lizozomlarda aktiftir. Lizozomlar içindeki enzim, belirli proteinlere (glikoproteinler) bağlı şeker molekülleri (oligosakkaritler) komplekslerinin parçalanmasına yardımcı olur. AGA gen mutasyonları, lizozomlarda aspartilglukosaminidaz enziminin yokluğuna veya eksikliğine neden olarak glikoproteinlerin normal parçalanmasını önler. Sonuç olarak, lizozomlar içinde glikoproteinler birikebilir. Fazla glikoproteinler hücrenin normal fonksiyonlarını bozar ve hücrenin tahrip olmasına neden olabilir. Bir glikoprotein birikimi özellikle beyindeki sinir hücrelerini etkilemektedir; bu hücrelerin kaybı aspartilglukosaminüri belirtilerinin ve semptomlarının çoğuna neden olur .

   Epidemiyolojisi

Aspartilglikozaminüri ‘nın Finlandiya’daki 18.500 kişiden 1’ini etkilediği tahmin edilmektedir. Bu durum Finlandiya dışında daha az yaygındır, ancak oranı bilinmemektedir.

   Kalıtım Kalıbı

 Bu durum otozomal resesif paternde kalıtsaldır yani her hücredeki genin her iki kopyasının mutasyonları vardır. Otozomal resesif koşulu olan bir bireyin ebeveynlerinin her biri mutasyona uğramış genin bir kopyasını taşır, ancak tipik olarak durumun belirtilerini ve semptomlarını göstermezler.

   Teşhis Yöntemleri

 Biyokimyasal olarak, bir amino asit veya oligosakkarit kromatografisi üzerine aspartilglikozaminin çokça bulunduğu idrarın atılımı ile karakterizedir. Sonuçlar, lenfositler, fibroblastlar, amniyositler veya trofoblastta ölçülen düşük aspartilglikozaminidaz aktivitesi ile doğrulanır.

   Tedavi

 Bu güne kadar tedavi edici tek girişim, 5 Fin hastası ile sınırlı allojenik kemik iliği aşılama işlemiydi.

    Kaynaklar

https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php?lng=EN&data_id=5&Disease_Disease_Search_diseaseGroup=aspartylglucosaminuria&Disease_Disease_Search_diseaseType=Pat&Disease(s)/group%20of%20diseases=Aspartylglucosaminuria&title=Aspartylglucosaminuria&search=Disease_Search_Simple
https://ghr.nlm.nih.gov/condition/aspartylglucosaminuria#synonyms
https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/5854/aspartylglycosaminuria
https://omim.org/entry/208400?search=aspartylglucosaminuria&highlight=aspartylglucosaminuria
https://rarediseases.org/gard-rare-disease/5854/aspartylglycosaminuria/

https://www.researchgate.net/figure/Two-aspartylglucosaminuria-patients-imaged-at-30-T-On-the-left-is-a-34-year-old-female_fig2_277326017 [1.1] fotoğrafın kaynağı

https://www.researchgate.net/figure/A-33-year-old-female-aspartylglucosaminuria-patient-imaged-at-30-T-On-the-left-are_fig1_277326017 [1.2] fotoğrafın kaynağı

Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

B12 VİTAMİNİ – TEPKİSİZ METİLMALONİK ASİDEMİ

                                    [email protected]

Genel Bilgi

 B12 bağımlı bir enzim olan metilmalonil-KoA mutaz enziminin eksikliğinin yol açtığı otozomal resesif geçişli bir metabolik hastalıktır. Bu enzim Metilmalonil-KoA’nın süksinilKoA’ya dönüşümünü sağlaryani bu enzim yoksa metilmalonil-KoA süksinilKoA. ya dönüşemeyeceğinden dolayı birikir kanda düzeyi çok artınca da idrarda  metilmalonik asit atılımı gerçekleşir. Hastalık kalıtsal olup otozamal resesif genler ile taşınmaktadır.

Belirti ve Semptomlar

Belirtiler yeni doğan döneminden erişkin dönemine kadar devam eder. Yaşamın çok erken döneminde 1 ila 4 hafta arasında bu belirtiler anında kendisini gösterir.  Genel olarak hastalık kendiliğini yaşamın ilk anlarından itibaren kusma , gelişmede gerilik , kas hipotoni ,katoasidosizle  kendisini belli eder.  Hastalar anemi belirtisi de gösterebilir.  Sıklıkla akut ve ölümcül olup bazı bireylerde kronik olarak devam eder.

Görülme Sıklığı

Türkiye’de sıklığı tam olarak bilinmemektedir. Akraba evliliği olan hastalarda olma ihtimali yüksektir. Bugüne kadar 450 den fazl a vaka teşhis edilmiştir.

Hastalıkla İlgili Genler

MMUT , MMAA , MMAB , MCEE ve MMADHC bu beş genin bir tanesinde anne ve babada taşıyıcı olması durumunda tanı konulabilir.

Tedavi / Teşhis

Kritik hasta bireyler, hacim durumu ve asit-baz dengesini geri yükleyerek stabilize edilir; protein alımının azaltılması veya ortadan kaldırılması; katabolizmayı durdurmak için yüksek glikoz içeren sıvılar ve insülin yoluyla artan kalorilerin sağlanması; ve serum elektrolitleri ve amonyak, venöz veya arteriyel kan gazları ve idrar çıkışının izlenmesi. Yönetim, propiojenik amino asit öncülerinde düşük kalorili bir diyet içerir; hidroksokobalamin kas içi enjeksiyonları; karnitin takviyesi; bağırsak florasından propionat üretimini azaltmak için neomisin veya metronidazol gibi antibiyotikler; gerektiği gibi gastrostomi tüpünün yerleştirilmesi; ve enfeksiyonların agresif tedavisi. Sınırlı sayıda hastada kullanılan diğer terapiler arasında akut hiperammonemik atakların tedavisi için N- karbamilgluktamat; karaciğer, böbrek veya kombine karaciğer ve böbrek nakli; ve optik sinir atrofisinin tedavisi için antioksidanlar gibi yöntemler kullanılabilir.

Hastalıkta Kaçınılması Gereken

Oruç ve artan diyet proteinlerinden uzak durulması tavsiye edilir. 

Kaynaklar

file:///C:/Users/User/Desktop/amine/mma%20hastas%C4%B1.html

https://www.journalagent.com/behcetuz/pdfs/BUCHD_1_2_93_96.pdf

. https://www.orpha.net/consor/cgi-

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK1231/
Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

TURNER SENDROMU

Turner sendromu, kızlar arasında en çok görülen kromozomal anomalilerden biridir. Nedeni, dişilerde 2 adet olması gereken X kromozomlarından birinin yokluğu ya da anormal olmasıdır. En tipik belirtileri, geniş ya da yele (perdeli) boyun (ekstra deri kıvrımları), bebeklerde şişmiş el ve ayaklar (lenfödem) , düz ve dışa dönük tırnaklar, iskelet anormallikleri veya böbrek problemleri vardır. Turner sendromlu bireylerin üçte biri ila yarısı, kalpten çıkan büyük arterin daralması (aort koarktasyonu) veya aortu kalbe (aort kapak) bağlayan kapak anormallikleri gibi bir kalp kusuru ile doğar. Bu kalp kusurları ile ilişkili komplikasyonlar hayatı tehdit edici olabilir. Turner sendromunun en yaygın özelliği, yaklaşık 5 yaşlarında ortaya çıkan kısa boydur. Erken yumurtalık fonksiyon kaybı (yumurtalık hipofonksiyonu veya erken yumurtalık yetmezliği) de çok yaygındır. Yumurtalıklar ilk başta normal olarak gelişir, ancak yumurta hücreleri (oositler) genellikle erken ölür ve çoğu yumurtalık dokusu doğumdan önce dejenere olur. Turner sendromlu çoğu kız ve kadın normal zekaya sahiptir. Bu özellikler etkilenen bireyler arasında farklılık gösterse de, gelişimsel gecikmeler, sözsüz öğrenme güçlükleri ve davranış problemleri mümkündür.

TS ilk olarak 1938’de Amerika Birleşik Devletleri’nde Dr. Henry Turner tarafından tanımlanmıştır.

Genetik Değişiklikler /Etken Faktörler

Turner sendromu, iki cinsiyet kromozomundan biri olan X kromozomu ile ilişkilidir. İnsanlar tipik olarak her hücrede iki cinsiyet kromozomuna sahiptir: dişilerde iki X kromozomu bulunurken, erkeklerde bir X kromozomu ve bir Y kromozomu bulunur. Turner Sendromu, bir dişi hücrelerinde normal bir X kromozomu bulunduğunda ve diğer cinsiyet kromozomu eksik olduğunda veya yapısal olarak değiştiğinde ortaya çıkar. Eksik genetik materyal doğumdan önce ve sonra gelişimi etkiler.

Turner sendromlu bireylerin yaklaşık yarısında monozomi X vardır, bu da bireyin vücudundaki her hücrenin normal iki cinsiyet kromozomu yerine X kromozomunun yalnızca bir kopyasına sahip olduğu anlamına gelir.

Turner sendromlu bazı kadınlar, hücrelerinin sadece bazılarında mozaikçilik olarak bilinen kromozomal bir değişikliğe sahiptir. X kromozomu mozaikçiliğinin neden olduğu Turner sendromlu kadınların mozaik Turner sendromuna sahip olduğu söylenir.

Belirti ve Semptomlar

Görsel 1: https://media.sciencephoto.com/image/c0328634/800wm

Görsel 2, kaynak: https://www.medicalhomeportal.org/image/401

Turner sendromunun semptomları ve şiddeti bir kişiden diğerine oldukça değişebilir. Bozukluğun birçok özelliği spesifik değildir ve diğerleri zamanla yavaşça gelişebilir veya daha az belirgin olabilir. Etkilenen bireylerin aşağıda tartışılan semptomların hepsine sahip olmayabileceğini belirtmek önemlidir. Etkilenen bireyler, özel vakaları, ilişkili semptomları ve genel prognozu hakkında doktorları ve tıbbi ekipleriyle konuşmalıdır.

Turner sendromlu hemen hemen tüm kadınlar büyüme başarısızlığı gösterir ve ortalamadan daha kısa bir son boyuta (kısa boy) ulaşır. Çocuklar başlangıçta, genellikle yaşamın ilk birkaç yılında normal büyüme gösterebilir. Bununla birlikte, çoğu durumda, büyüme oranı nihayetinde normalden daha yavaş olur ve etkilenen çocuklar normal büyüme atakları yaşamazlar (örneğin ergenlik döneminde büyüme fışkırması olmaz).

Turner sendromunun bir diğer yaygın özelliği, yumurtalıkların düzgün gelişememesidir (gonadal disgenez). Gonadal disgenez, çocukluk döneminde erken yumurtalık fonksiyonunun kaybına neden olabilir (erken yumurtalık yetmezliği). Normal olarak, yumurtalıklar ergenlikte seks hormonları (örn. Östrojen ve progesteron) üretir. Bu hormonlar ergenliğin başlaması ve ikincil cinsel özelliklerin doğru gelişimi için gereklidir. Etkilenen kadınların çoğu, göğüsleri ve normal kadın vücudu hatlarını geliştirmek, uygun kemik büyümesine girmek ve adet görmeye başlamak için hormon replasman tedavisine ihtiyaç duyacaktır. Bazı durumlarda, etkilenen bireyler meme gelişimine girebilir ve terapi olmadan menstruasyona başlayabilir (spontan pubertal gelişim), ancak çoğu cinsel gelişimini durduracak ve gençlik yıllarında daha sonraki bir noktada adet görmeyi durduracaktır.

Turner sendromlu dişiler, perdeli bir görünüme sahip kısa bir boyun, başın arkasındaki düşük bir saç çizgisi, düşük ayarlı kulaklar ve yukarı doğru çevrilmiş dar tırnaklar ve ayak tırnakları gibi çeşitli farklı fiziksel özellikler geliştirebilir. Bazen “kalkan sandığı” olarak adlandırılan geniş aralıklı meme uçlarına sahip geniş bir göğüs oluşabilir. Bazı bireylerin şişmiş, kabarık elleri ve ayakları olabilir. Bu belirtiler, lenfatik sistemi etkileyen bir durum olan lenfödem nedeniyle ortaya çıkabilir. Lenfatik sistem, vücutta belirli protein açısından zengin sıvı (lenf) ve kan hücrelerini filtreleyen ve dağıtan damarlar, kanallar ve düğümlerin dolaşım ağıdır. Lenfödem, vücudun etkilenen bölgelerindeki sıvı birikimine (ödem) bağlı şişme ile karakterizedir.

Ek fiziksel bulgular arasında bir çene (retrognati), çapraz gözler (şaşılık), tembel gözler (ambliyopi), sarkık göz kapakları ve ağızda darlık, yüksek kemerli bir çatı (damak) sayılabilir. Bazı bireylerde ellerin kısa kemikleri, özellikle dördüncü metakarplar, dirseklerde ortaya çıkan kollar ve düz ayaklar (pes planus) dahil iskelet malformasyonları olabilir. Olguların yaklaşık% 10’unda, omurganın anormal yanal eğriliği (skolyoz) de ortaya çıkabilir.

Bazı Turner sendromu vakalarıyla ilişkili kalp kusurları, akciğerlerin arterlerinin yüksek tansiyonu (pulmoner hipertansiyon) veya içte bir yırtık olan aort diseksiyonu da dahil olmak üzere ciddi, hayatı tehdit eden komplikasyon riskini artırabilir.

Genetik Görülme Sıklığı

Bu durum dünya çapında 2.500 yeni doğan kızdan yaklaşık 1’inde görülür, ancak terimde hayatta kalmayan hamileliklerde (düşükler ve ölü doğumlar) çok daha yaygındır. Bozukluğun sıklığını etkileyen bilinen herhangi bir ırksal veya etnik faktör yoktur. Bazı durumlarda, bozukluk doğumdan önce veya doğumdan kısa bir süre sonra teşhis edilir. Bununla birlikte, hafif vakalar yaşamın ilerleyen dönemlerine kadar ve hatta yetişkinlik döneminde bile teşhis edilmeden kalabilir.

Kalıtım Paterni / Deseni

Turner sendromu vakalarının çoğu kalıtsal değildir. Bu durum monozomi X’ten kaynaklandığında, kromozomal anormallik, etkilenen kişinin ebeveyninde üreme hücrelerinin (yumurta ve sperm) oluşumu sırasında rastgele bir olay olarak ortaya çıkar. Ayrılma adı verilen hücre bölünmesindeki bir hata, anormal sayıda kromozomlu üreme hücrelerine neden olabilir. Örneğin, bir yumurta veya sperm hücresi, ayrılmanın bir sonucu olarak bir cinsiyet kromozomunu kaybedebilir. Bu atipik üreme hücrelerinden biri çocuğun genetik yapısına katkıda bulunursa, çocuk her hücrede tek bir X kromozomuna sahip olacak ve diğer cinsiyet kromozomunu kaçırmayacaktır.

Mozaik Turner sendromu da kalıtsal değildir. Etkilenen bir kişide, erken fetal gelişimde hücre bölünmesi sırasında rastgele bir olay olarak ortaya çıkar. Sonuç olarak, etkilenen bir kişinin hücrelerinin bazıları normal iki cinsiyet kromozomuna sahiptir ve diğer hücrelerde X kromozomunun yalnızca bir kopyası bulunur. X kromozom mozaikliği olan kadınlarda diğer cinsiyet kromozom anormallikleri de mümkündür.

Nadiren, X kromozomunun kısmen silinmesinin neden olduğu Turner sendromu bir nesilden diğerine geçebilir.

Mozaik Turner sendrom, Görsel, kaynak: https://ghr.nlm.nih.gov/art/large/mosaicism.jpeg

Teşhis Yöntemleri ve Tedavileri

Benzer Bozukluklar

Aşağıdaki bozuklukların belirtileri Turner sendromunun semptomlarına benzer olabilir. Karşılaştırmalar ayırıcı tanı için yararlı olabilir.

Noonan sendromu, doğumda tipik olarak görülen (konjenital) yaygın bir genetik bozukluktur. Bozukluk, aralık ve şiddet açısından büyük ölçüde değişen geniş bir semptom yelpazesi ve fiziksel özellik ile karakterizedir. Etkilenen birçok kişide, ilişkili anormallikler ayırt edici bir yüz görünümü içerir; geniş veya perdeli bir boyun; düşük bir posterior saç çizgisi; tipik bir göğüs deformitesi ve kısa boy. Baş ve yüz (kraniyofasiyal) bölgesinin karakteristik anormallikleri, genişçe ayarlanmış gözleri (oküler hipertelorizm); gözlerin iç köşelerini kaplayabilen cilt kıvrımları (efsanevi kıvrımlar); üst göz kapaklarının sarkması (pitoz); küçük bir çene (mikrognati); depresif bir burun kökü; geniş tabanlı kısa bir burun; ve düşük yerleşimli, arkaya döndürülmüş kulaklar (pinnae). Göğüs kemiği (sternum) anormallikleri, omurganın eğriliği (kifoz ve / veya skolyoz) ve dirseklerin dışa doğru sapması (cubitus valgus) gibi belirgin iskelet malformasyonları da tipik olarak mevcuttur. Noonan sendromlu birçok bebekte ayrıca, kalbin sağ alt odasından akciğerlere (pulmoner kapak darlığı) uygun kan akışının engellenmesi gibi kalp (kardiyak) kusurları vardır. Ek anormallikler, belirli kan ve lenf damarlarının malformasyonlarını, kan pıhtılaşmasını ve trombosit eksikliklerini, öğrenme güçlüklerini veya hafif zihinsel özürlülüğü, testislerin etkilenen erkeklerde yaşamın ilk yılına kadar inmesini (ve kriptorşidizmi) içerebilir ve / veya diğer semptom ve bulgular. Noonan sendromu, rasopati yolunu oluşturan çoklu tekli genlerdeki anormalliklerin (mutasyonlar) neden olduğu otozomal dominant bir genetik bozukluktur. Noonan sendromu ile ilişkili bazı semptomlar, Turner sendromu olanlara yüzeysel olarak benzeyebilir (kısa boy, perdeli boyun vb. Gibi her iki bozuklukla ilişkili olabilecek bazı bulgular nedeniyle). Sonuç olarak, geçmişte, Noonan sendromu “erkek Turner sendromu”, “kadın yalancı Turner sendromu” veya “normal kromozomlu karyotipli Turner fenotipi” olarak anılmıştır. Bununla birlikte, iki bozukluk arasında birçok önemli fark vardır. Noonan sendromu hem erkekleri hem de kadınları etkiler ve normal bir kromozomal makyaj (karyotip) vardır. X kromozomunu etkileyen anormallikler ile karakterize edilen Turner sendromundan sadece kadınlar etkilenir.

Teşhis

Ayrıntılı bir hasta öyküsü, kapsamlı bir klinik değerlendirme ve çeşitli özel testler. Büyüme eksikliği veya nedeni bilinmeyen kısa boylu kızlarda Turner sendromundan şüphelenilmelidir.

Turner sendromu tanısı genellikle karyotip belirlenerek elde edilen kromozomal analizle doğrulanır. Karyotipleme, kromozomların sayısını ve yapısını değerlendiren bir laboratuvar testidir.

Bazı durumlarda, fetal ultrasonda Turner sendromu ile ilişkili bazı fiziksel bulgular görülebilir. Örneğin, gelişmekte olan bir fetüsün boynuna yakın lenf sıvısı birikimi bazen rutin bir fetal ultrasonda görülebilir. Kesin test CVS veya amniyosentez ile yapılabilir. CVS, gebeliğin 10-12. haftasında yapılır ve doku örneklerinin plasentanın bir kısmından çıkarılmasını içerirken, amniyosentez 16-18. gebelik haftasında yapılır ve fetüsün etrafında küçük bir sıvı örneği almayı içerir.

Etkilenen bireyleri karaciğer, böbrek veya kalp anormallikleri gibi Turner sendromuyla ilişkili potansiyel semptomların varlığı açısından değerlendirmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi spesifik görüntüleme teknikleri uygulanabilir.

Tiroid ve karaciğer fonksiyonu, kemik yaşı ve büyüme hakkında ek değerlendirme yapılmalıdır. Hipertansiyon taraması da yapılmalıdır. Doğumda teşhis edilen bebeklere işitme muayenesi de dahil olmak üzere tam bir kulak, burun ve boğaz muayenesi yapılmalıdır. Çocuklar, özellikle tekrarlayan orta kulak iltihabı yaşayanlar ve yetişkinler periyodik işitme değerlendirmesi gerektirir.

Tedavi

Turner sendromunun tedavisi, her bir bireyde belirgin olan spesifik semptomlara yöneliktir. Tedavi, bir uzman ekibinin koordineli çabalarını gerektirebilir. Çocuk doktorları, çocuk uzmanları, cerrahlar, kardiyologlar, endokrinologlar, konuşma patologları, kulak burun boğaz uzmanları, göz doktorları, psikologlar ve diğer sağlık uzmanlarının sistematik ve kapsamlı bir şekilde çocuğun tedavisini etkilemesi gerekebilir. Etkilenen bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık önerilir.

Belirli ilaç rejimlerinin ve / veya diğer tedavilerin kullanımına ilişkin kararlar, hekim ve sağlık ekibinin diğer üyeleri tarafından, sendromun özelliklerine dayanarak hastayla dikkatli konsültasyonda verilmelidir; olası yan etkiler ve uzun vadeli etkiler de dahil olmak üzere potansiyel faydalar ve riskler hakkında kapsamlı bir tartışma yapılıp; hasta tercihi ve diğer uygun faktörler değerlendirilmelidir.

Turner sendromu için bir tedavi yoktur, ancak fiziksel gelişimi artıracak tedaviler geliştirilmiştir. Uygun tıbbi bakım ile Turner sendromlu kadınlar tam, üretken yaşamlar sürdürebilmelidir. Etkilenen bireyler için birincil tedaviler büyüme hormonu tedavisi ve östrojen tedavisidir. Çocuklardaki büyüme hormonu tedavisi Çocuk endokrinoloji hekimlerince uygun görülen sürede planlanır.

 Hormon replasman tedavisi genellikle 12-14 yaşlarında başlar. Çoğu ortalama kız ergenliğe girecek. Ergenliğin başlatılmasının zamanlaması, büyüme hormonu replasmanındaki büyüme ilerlemesini de dikkate alır. Bu özellikleri korumak için replasman tedavisine devam edilmelidir ve çoğu kadın menopoza kadar östrojen ve progesteron tedavisine ihtiyaç duyacaktır.

Ek tedavi semptomatik ve destekleyicidir. Örneğin, tiroid hormonu replasman tedavisi tiroid hastalığı olan bireyleri tedavi etmek için kullanılabilir. İşitme kaybının işitme cihazlarıyla düzeltilmesi, öğrenme ve sosyal etkileşime yardımcı olabilecek bir diğer önemli müdahaledir.

Turner sendromlu çocukların potansiyellerine ulaşmalarını sağlamak için erken müdahale önemlidir.

Tıp uzmanlarının ve iyi bir sosyal destek sisteminin yardımıyla, TS’li bir kadın tatmin edici, sağlıklı bir yaşam sürmeyi bekleyebilir.

Hastalığın Diğer İsimleri

  • 45,X
  • Monosomy X
  • TS
  • Turner’s syndrome
  • Ullrich-Turner syndrome

Kaynak

Kategoriler
YAYIN YUKLENDI

SCHİMKE İMMÜNO-OSSEÖZ DİSPLAZİ\SİOD

Genel Bilgi

Schimke immüno-ossöz displazisi , kısa boy, böbrek hastalığı ve zayıf bir bağışıklık sistemi ile karakterize bir durumdur. Bu durumu olan insanlarda, kısa boy düzleşmiş omurga kemiklerinden ( vertebralar) kaynaklanır.), Görsel 1 kısaltılmış boyun ve gövde ile sonuçlanır. Yetişkin yüksekliği tipik olarak 3 ila 5 feet arasındadır. Böbrek (böbrek) hastalığı sıklıkla hayatı tehdit eden böbrek yetmezliğine ve son dönem böbrek hastalığına (ESRD) yol açar. Etkilenen bireyler ayrıca T hücreleri adı verilen bazı bağışıklık sistemi hücrelerinin yetersizliğine de sahiptir.. T hücreleri yabancı maddeleri tanımlar ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur. T hücrelerinin yetersizliği, bir kişinin hastalığa karşı daha duyarlı olmasına neden olur.

Bu rahatsızlığı olan kişilerde sık görülen diğer özellikler arasında alt sırtın abartılı bir eğriliği vardır ( lordoz); tipik olarak göğüste ve sırtta koyulaşmış cilt lekeleri (hiperpigmentasyon); ve burnun yuvarlatılmış ucu olan geniş bir burun köprüsü.

Schimke immüno-ossöz displazinin daha az görülen belirtileri ve semptomları , atardamarların astarında ( ateroskleroz) yağ birikintileri ve skar benzeri bir doku birikimini içerir.) beyine kan akışını azalttı (beyin iskemisi), migren benzeri baş ağrıları, yetersiz tiroit bezi (hipotiroidizm), azalmış beyaz kan hücreleri (lenfopeni), az gelişmiş kalça kemikleri (hipoplastik pelvis), anormal derecede küçük baş büyüklüğü ( mikrosefali)), erkeklerde sperm eksikliği (azospermi) ve kadınlarda düzensiz adet kanaması.

Şiddetli vakalarda, doğumda Schimke immüno-ossöz displazinin birçok belirtisi mevcut olabilir. Bu hastalığın hafif vakaları olan kişiler geç çocukluğa kadar belirti veya semptom geliştirmeyebilir.

Schimke immuno-ossöz displazili hastaların yaklaşık yarısında SMARCAL1 geninde mutasyon tanımlanmamıştır. Bu gibi durumlarda, hastalığın nedeni bilinmemektedir.

Görsel 1, Kaynak: https://ghr.nlm.nih.gov/art/large/normal-spine.jpeg

Bazı insanlar erken çocukluk döneminde şiddetli bir form geliştirirken, diğerleri çocuklukta veya sonrasında hafif bir form geliştirir. Kısa boy, omurganın anormal gelişimini ve uzun kemiklerin uçlarını içeren spondiloepifizeal displaziden kaynaklanır . Neredeyse SIOD’lu tüm kişilerin böbrek hastalığı vardır, bu da böbrek hastalığına son aşamada ilerler.

Schimke immünoosöz displazisi (SIOD) şiddetine göre değişmektedir. Erken başlangıç ​​formuna sahip olanlar genellikle ciddi semptomlara ve yaklaşık 9 yıllık ortalama ömre sahiptir. Ölüm nedenleri inme, ciddi fırsatçı enfeksiyon, kemik iliği yetmezliği, böbrek yetmezliği komplikasyonları, konjestif kalp yetmezliği veya akciğer hastalığını içerebilir. Daha hafif belirtileri olanlarda yetişkinlik çağında hayatta kalırlar, böbrek hastalığı iyi yönetilerek. Bununla birlikte, başlangıç ​​şiddeti ve yaşının mutlaka yaşam beklentisini kesin göstermeyeceğini not etmek önemlidir, çünkü şiddetli, erken başlangıçlı SIOD’lu bazı insanlar 20’li ve 30’lu yaşlarında hayatta kalmıştır.

Genetik Değişiklikler /Etken Faktörler

SMARCAL1 genindeki mutasyonlar, Schimke immüno-osöz displazisi riskini arttırır. SMARCAL1  gen olan spesifik fonksiyonu bilinmeyen bir protein üretmek için talimatlar sağlar. SMARCAL1 proteini kromatine bağlanabilir DNA’yı kromozomlara paketleyen DNA ve protein kompleksidir. Benzer proteinlerin fonksiyonuna dayanarak, SMARCAL1’in, kromatin remodeling olarak bilinen bir işlemle diğer genlerin aktivitesini (ekspresyonunu) etkilediği düşünülmektedir. Kromatinin yapısı, DNA’nın ne kadar sıkı bir şekilde paketlendiğini değiştirmek için değiştirilebilir (yeniden yapılandırılabilir). Kromatin remodeling, gelişim sırasında regresyonun düzenlenmesinin bir yoludur. DNA sıkıca paketlendiğinde, gen ekspresyonu, DNA’nın gevşek bir şekilde paketlendiğinden daha düşüktür.

SMARCAL1 genindeki mutasyonların, protein aktivitesini, protein stabilitesini veya proteinin kromatine bağlanma yeteneğini etkileyerek hastalığa yol açtığı düşünülmektedir. SMARCAL1 genindeki mutasyonların kromatin remodelingine ve diğer genlerin ekspresyonuna müdahale edip etmediği açık değildir.

Schimke immüno-disöz displazisi ile ilişkili mutasyonlar, SMARCAL1 proteininin olağan fonksiyonlarını bozar veya herhangi bir fonksiyonel proteinin üretimini önler. Fonksiyonel bir protein eksikliğine neden olan mutasyonlara sahip olan insanlar, aktif fakat hatalı çalışan bir proteine ​​yol açan mutasyonlara sahip olanlardan daha şiddetli bir şekilde bu hastalığa sahip olma eğilimindedir. Bununla birlikte, SMARCAL1 gen mutasyonlarına sahip kişilerin Schimke immüno-kemikli displazisi geliştirmesi için , şu anda bilinmeyen diğer genetik veya çevresel faktörlerin de bulunması gerekir.

Belirti ve Semptomlar

Schimke immünoosöz displazisi (SIOD) vücudun birçok bölümünü etkiler. Yavaş büyüme genellikle SIOD’un ilk işaretidir. İnsanlar genellikle kısa bir boyun ve gövde geliştirir (orantısız şekilde).kısa boy) spondiloepifizeal displazi nedeniyle . Kemik anormallikleri tipik olarak omurga veya kalçalarda gelişir. SIOD’lu birçok kişi sonunda kalça protezi ameliyatına ihtiyaç duyar .Böbrek hastalığı tanı anında var olur veya birkaç yıl içinde gelişir ve sonuçta böbrek yetmezliğine ilerler . Neredeyse tüm SIOD’lu kişilerin kanı varhücreEn sık T-hücrelerinin eksikliği. Bu, hayati tehlike oluşturabilecek enfeksiyon riskinin artmasına neden olur. 

Diğer belirti ve semptomlar şunları içerebilir: 

Görsel 2: kaynak: (a) Üçgen yüz, geniş burun köprüsü, soğanlı burun ucu, kısa boyun ve gövde ile kısa boy, bel lordozu ve çıkıntılı karın gösteren kısa fotoğraflar. (b) Postero-ön ve (c) yanal X-ışınları gösteriyor  https://d3i71xaburhd42.cloudfront.net/48a0aa9394a5ded8787b9bf98fb8c19677ca0600/2-Figure1-1.png

Genetik Görülme Sıklığı

Schimke immuno-osseöz displazisi çok nadir görülen bir durumdur. Kuzey Amerika’da yaygınlığın 1 milyondan 3 milyona kadar bir insan olduğu tahmin edilmektedir.

Kalıtım Paterni\Deseni

SMARCAL1  genindeki mutasyonlar, otozomal resesif paternde kalıtsaldır bu, Schimke immüno-ossöz displazisi riskinin artmasının, her hücrede SMARCAL1 geninin her iki kopyasındaki mutasyonlardan kaynaklandığı anlamına gelir. Otozomal resesif hastalığı olan bir bireyin ebeveynlerinin her biri mutasyona uğramış genin bir kopyasını taşır, ancak bunlar genellikle durumun belirtilerini ve semptomlarını göstermezler.

Kavramsal olarak, etkilenen bir bireyin her birinin % 25’i etkilenme şansı, %50’sinin asemptomatik bir taşıyıcı olma olasılığı ve % 25’inin de etkilenmeme ve taşıyıcı olmama olasılığı vardır. Ailede patojenik varyantların her ikisi de biliniyorsa taşıyıcı testi ve doğum öncesi testi mümkündür.

Teşhis Yöntemleri ve Tedavileri

Teşhis:

Aşağıdaki temel özelliklere sahip kişilerde SIOD tanısından şüphelenilir:

  • Kısa boy
  • Spondiloepifizal displazi
  • ilerici böbrek hastalığı
  • T-hücre eksiklik
  • Karakteristik yüz özellikleri
  • Cilt renginin artması yamalar (hiperpigmente maküller)

Tanı klinik muayeneden sonra konulabilir. Genetik test tespit etmek mutasyonlariçinde  SMARCAL1 genteşhisi onaylayabilir.

Kıkırdak kılı hipoplazisi (bu terime bakınız) ana ayırıcı tanıdır.

Tedavi:

Schimke immunoosseöz displazinin (SIOD) tedavisi her bireyin şiddetine ve bireysel semptomlarına bağlıdır. Kalça, böbreklerin düzenli olarak izlenmesi,bağışıklık sistemive kan tavsiye edilir.

SIOD için gerekli olabilecek tedavi örnekleri şunları içerir: 

  • Böbrek diyaliz veya nakli
  • Kalça protezi
  • Nötropeninin granülosit ile tedavisi koloni uyarıcı faktör veya granülosit-makrofaj koloni uyarıcı faktör
  • Kemik iliği nakli immün yetmezlik için (transplantasyon sonrası birkaç ölüm bildirilmiş olmasına rağmen)
  • Otoimmün semptomları olanlar için bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar
  • Tekrarlayan herpes enfeksiyonları için asiklovir
  • Şiddetli papilloma tedavisinde Imiquimod ve cidofovir (bir antiviral)virüs cilt enfeksiyonları
  • Geçici iskemik atakları (“mini vuruş”) veya felç tedavisinde kan akışını iyileştiren veya kanın pıhtılaşmasını azaltan ajanlar
  • Hipotiroidizmin standart tedavisi
  • Standart tedavi skolyoz

Hastalıkla İlişkili Genler

Schimke immüno-ossöz displazisi (SIOD), spondiloepifizeal displazi ve orantısız kısa boy, yüz dismorfizmi, T hücreli immün yetmezlik ve nefrotik sendromlu glomerülonefrit ile karakterize multisistemik bir hastalıktır.

SIOD , SMATCAL1 genindeki (2q35), kromatin remodeling proteini hHARP’yi (ayrıca kromatin alt-ailesi A-benzeri protein 1’in SWI / SNF ile ilgili matris-ilişkili aktin bağımlı regülatörü olarak da bilinir) kodlayan mutasyonlardan kaynaklanır .

Hastalığın Diğer İsimleri

  • immüno-displazik, Schimke tipi
  • Schimke immünoosöz displazisi
  • SIOD
  • Spondiloepifizal displazi nefrotik sendrom
  • Schimke sendromu; 
  • İmmünoosöz displazi, Schimke tipi

Kaynaklar

Kategoriler
YAYIN

PELIZAEUS-MERZBACHER HASTALIĞI

      Genel Bilgi

 Pelizaeus-merzbacher hastalığı daha çok erkekleri etkileyen beyin ve omuriliğini (spinal cord- merkezi sinir sistemi) kapsayan kalıtsal bir durumdur. Bu hastalık lökodistrofi denilen genetik hastalık gruplarından birisidir. Lökodistrofiler, miyelin adı verilen yağlı bir madde ile kaplanmış sinir liflerinden oluşan sinir sistemi beyaz maddesindeki anormallikleri içeren durumlardır. Miyelin sinir liflerini korur ve sinir impulslarına hızlı bir geçiş olanağı sunar. Özellikle pelizaeus-merzbacher hastalığında hipomiyelinasyon görülür ve hipomiyelinasyonda sinir sisteminde miyelin üretimi azalır. Sonuç olarak da sinir sistemi fonksiyonlarında düşüş meydana gelir.

* Miyelin kılıfın yapısı;  https://ghr.nlm.nih.gov/condition/pelizaeus-merzbacher-disease

  Pelizaeus-merzbacher hastalığı klasik ve konnatal (doğuştan) olmak üzere iki şekilde sınıflandırılır. Bu iki çeşidin ciddiyet derecesi farklılık gösterse de özellikleri benzerdir.

  Klasik pelizaeus-merzbacher daha sık karşılaşılan bir tiptir. Yaşamın ilk yılında bu hastalık grubundaki bireylerde zayıf kas tonusu (hipotonia); istemsiz oluşan göz hareketleri (nystagmus) ve oturmak, cisimleri kavramak gibi motor becerilerde gecikme görülür. Bazı bireyler yardım alarak yürüyebilir. Tüm bu nörolojik problemlere rağmen zihinsel ve motor beceriler gelişmeye devam eder ancak büyüme çağıyla beraber bu gelişme durur ve yavaş yavaş kaybolmaya başlar. Durum ilerledikçe nystagmus ortadan kaybolabilir ancak kas katılığı (spastisite), hareket ve denge problemleri (ataksia), baş ve boyunda titreme (titübasyon), istemsiz kas kasılmaları (distonia) ve ani hareketler (koreiform) gibi problemler devam eder.

  Konnatal PMD ise bu iki tipten en ağır olan formdur. Semptomlar çocuklukta başlar ve beslenme problemleri, kilo kaybı ve yavaş büyüme, solunum yolu tıkanıklığı nedeniyle zor nefes alıp verme, nystagmus, ilerleyen konuşma bozuklukları (disartria), ciddi ataksia, hipotonia ve nöbetler ile devam eder. Durum kötüleştikçe hasta çocukta hareket etmeyi sınırlayan eklem deformitesine neden olan spastisite gelişir. Bu tipteki hastalar asla yürüyemez ve kollarını istemli olarak hareket ettiremezler. Konuşma problemi yaşarlar ancak karşılarındakini anlayabilirler.

    Görülme Sıklığı

  Klasik ve konnatal PMD formları erkek bireylerde kadınlara oranla daha yüksek oranda görülür. Amerika Birleşik Devletleri’nde pelizeaus-merzbacher hastalığının görülme sıklığı 200.000-500.000 erkek bireyde birdir.

   Nedenleri

  PLP1 genindeki mutasyonlar pelizeaus-merzbacher hastalığına neden olmaktadır. PLP1 geni proteolipit protein 1 üretimini yönetir ve DM20 proteininin modifiye (isoform) formudur. Proteolipid protein 1 başlıca sinir sistemindeki sinirlerde; DM20 proteini ise beyin ve omuriliği kaslara bağlayan sinirlerde (periferal sinir sistemi) bulunur. Bu iki protein miyelinin büyük bir kısmını oluşturan hücre membranında yer alırlar ve onu hücrelere bağlarlar. Pelizeaus-merzbacher hastalığına sebep olan birçok mutasyon PLP1 genini duplikasyona uğratır ve bunun sonucunda proteolipid protein 1 ve DM20 protein üretimi artar. Diğer mutasyonlar genellikle yanlış katlanan protein üretilmesine neden olur. Fazla ya da anormal proteinler hücre tarafından tutulur ve membran içerisinde seyahat edemez. Sonuç olarak proteolipid1 ve DM20 proteinleri miyelin kılıfı oluşturamazlar. Fazla proteinlerin birikimi sinir liflerinde şişme ve bozulmalara yol açar. Yine başka mutasyonlar, proteolipid protein 1 ve DM20 protein üretimini önleyen ve hücre zarı içinde bu proteinlerin eksikliğine neden olan ve bu şekilde oluşan herhangi bir miyelinin, kararsız hale gelmesine ve hızlı bir şekilde parçalanmasına neden olan PLP1 genini siler. Bütün bu PLP1 gen mutasyonları hipomiyelinasyon, sinir lifi hasarı ve sinir sistemi fonksiyonunda zayıflamaya neden olarak hastalığın belirti ve semptomlarını meydana getirir. Pelizaeus-Merzbacher hastalığı olan kişilerin yüzde 5 ila 20’sinin PLP1 geninde tanımlanmış mutasyonlara sahip olmadığı tahmin edilmektedir.

Kalıtım Paterni

  Pelizaeus-merzbacher X kromozomuyla kalıtılan bir hastalıktır. Yalnızca bir tane X kromozomuna sahip erkeklerde mutant PLP1 geninin bir kopyası hastalığın ortaya çıkması için yeterlidir. İki tane X kromozomu bulunan kadınlarda ise değişmiş genin bir kopyası kas katılığı veya düşük zihinsel fonksiyonlar gibi daha az ciddiyette semptomlara neden olabilir ya da hiçbir semptom ve belirti ortaya çıkmayabilir. Hastalığın kalıtımı anneden gelen genlerle sağlanır. Mutasyon bazen kalıtılırken bazen de çevresel faktörlerle kendi kendine oluşur.

Diğer İsimleri

  • Cockayne-Pelizaeus-Merzbacher disease
  • HLD1
  • Hypomyelinating leukodystrophy, 1
  • PMD
  • Sudanophilic leukodystrophy

     Belirti ve Semptomlar

 PMD’nin belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Başlangıçta, hasta çocuklar baş ve göz hareketlerinin normal kontrolünde başarısız olur, özellikle istemsiz ve hızlı baş ve göz (nystagmus) hareketleri görülür. Anormal yavaş gelişim de erken belirtiler arasındadır. Hasta çocuk büyüdükçe kas titremeleri, zayıf kas tonusu (hipotoni), istemli hareketlerin kontrolündeki zayıflık gibi diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlar. Etkilenen bireylerde ayrıca bacaklarda yavaş, sert hareketler ve kolların ve bacakların potansiyel kısmi felci (spastik quadriparesis) ile sonuçlanan istemsiz kas spazmları (spastisite); belirli eklemlerin anormal, kalıcı olarak sabitlenmesi (kontraktürler); göze giden sinirlerin ilerleyen dejenerasyonu (optik atrofi); ve / veya konuşma zorluğu (dizartri) gelişebilir. Bazı durumlarda, etkilenen çocuklar büyüdükçe nystagmus kaybolabilir. Bazı çocuklarda genellikle zamanla artan şiddetli spastisiteye ek olarak iskelet deformiteleri de gelişebilir

 Transisyonel PMD ise konnatal ve klasik PMD arasındaki geçiş formudur. Etkileri her ikisiyle de benzerdir. Ancak klasik formdan daha hızlı ilerleme gösterirken konnatal formdan daha yavaştır.

    Teşhis

  PMD tanısı, ayrıntılı bir klinik değerlendirme, hasta geçmişi ve beyaz madde eksikliğini saptamak için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gibi çeşitli özel testlere dayanarak konulabilir. Beyincik (cerebellum) ve beyin kökündeki miyelinasyon eksikliği gibi durumların erken tanısı PMD formlarının tedavisine yardımcı olabilir. Moleküler genetik testleri PLP genini taramak için kullanılabilir.

    Tedavi

  PMD tedavisi için standart bir tedavi yöntemi yoktur. Yalnızca nöbetleri kontrol altına almak için ilaç tedavisi ya da hareket bozuklukları için fiziksel rehabilitasyon yöntemleri uygulanabilir.  Ancak hastalığı kontrol altında tutabilmek için erken teşhis önemli rol oynamaktadır.

    Kaynaklar