Kategoriler
Uncategorized YAYIN YUKLENDI

OTOZOMAL RESESİF HİPOHİDROTİK EKTODERMAL DİSPLAZİ

Ezgi Beyza Karatay

Genel Bilgi

Hipohidrotik Ektodermal Displazi(HED),hipohidrotik ektodermal displaziler olarak bilinen hastalık grubuna ait,nadir görülen kalıtsal bir multisistem bozukluğudur. Doğumdan önce başlayan bozukluklar; cilt, saç, tırnaklar, dişler, ter bezleri, meme bezleri, tiroid bezleri, timus, ön hipofiz, adrenal medulla, merkezi sinir sistemi, melanositler, dış kulak, lakrimal bez ve kanal konjoktiva kornea, ve meibom bezleri olmak üzere ektodermal dokuların anormal gelişimine neden olur. HED hastalığının 3 belirgin özelliği; terleme yeteneğinin azalması, birkaç diş eksikliği, seyrek saçdır. Bu 3 belirgin özellik HED’i diğer displazi türlerden ayırır. En yaygın fenotipi ise anhidrotik veya hipohidrotik ektodermal displazidir. Ayrıca birinci kromozomda bulunan EDARADD geni mutasyonunda “EDAR-associated-death domain” isimli protein bozukluklarına yol açıp HED’in otozomal resesif kalıtım gösterdiği formuna neden olur.

Semptomlar

Hastalığın tipik belirtileri olarak ekzokrin bezlerinin kusurlu gelişiminden kaynaklı cildin, gözlerin, hava yollarının ve mukoza zarlarının kuruluğu sayılabilir. Hastaların bazılarında alerji ve astım atakları gerçekleşir. Ek olarak, etkilenen bireylerde genellikle karakteristik yüz anomalileri, cilt düzensizlikleri, solunum ve gastrointestinal yolları kaplayan mukoza zarları anomalileri, belirli enfeksiyonlar ve alerjik durumlar geliştirme eğiliminde artış ve/veya diğer anomaliler bulunur.

Neden

Bu hastalığın nedeni X kromozomunda çok yaygın olan EDA genindeki mutasyondur. EDAR, EDA2R, EDARADD, TRAF6 ve IKBKG mutasyonları da Hipohidrotik ektodermal displaziye neden olur. Hipohidrotik ektodermal displazi hastalığında dönüştürücü büyüme faktörü alfa yolu( ) tam anlamıyla çalışmaz. Bu sinyal yolu protein kodlaması için şablondur. Büyüme sırasında sinyal yolu, endokrin bezleri, dişler, saç, cilt ve tırnak gibi dokuların ektodermal ve mezenkimal hücreler arasındaki gelişmeyi düzenler.

        Gen       Konum    Protein  Kalıtım
EDAXq13.1Ektodisplazin AX’e bağlı resesif
EDAR2q13Tümör nekroz faktörü reseptörü üst aile üyesi EDAROtozomal çekinik veya otozomal dominant
EDA2RXq12Tümör nekroz faktörü reseptörü üst aile üyesi 27X’e bağlı resesif
EDARADD1q42-q43Ektodisplasin A-reseptörü ile ilişkili adaptör proteiniOtozomal çekinik veya otozomal dominant
HIT611q12TNF reseptörü ile ilişkili faktör 6
IKBKGXq28NF-kappa-B temel modülatörX’e bağlı resesif

Görülme sıklığı ve Kalıtım Geni

Dünya çapında 20.000 yenidoğandan 1’inde meydana geldiği tahmin edilmektedir.

Otozomal çekinik kalıtım her iki ebeveyninde mutasyona uğramış bir genin sağlıklı taşıyıcıları olduğu anlamında gelmektedir. Ebeveynlerin değişmediği hamilelikte hamilelikte, çocuğun bir çift hastalıklı gen kromozomuna sahip olma olasılığı %25’tir.Çocuğun bir sağlıklı ve bir hastalıklı gene sahip olma olasılığı %50’dir.Çocuğun iki çift sağlıklı gene sahip olma olasılığı ise %25’tir.

Teşhis ve Tedavi

Hastaların bazılarında alerji ve astım atakları gerçekleşir. Meme bezleri ve uçları normalden küçük veya oluşmamıştır.Bu belirti teşhis için ayırıt edici bir özelliktir.Belirli bir tedavisi yoktur.Uygulanan yöntemler sadece hastaların yaşam kalitelerini yükseltmeyi amaçlamaktadır.Bu tedavilerin başlıca amacı alerjik durumları, astıjm atakları, deri lezyonları, hipertemi gibi bulguların etkilerini azaltmaya yönelik yöntemler gelir.Doğumdan başlayarak eksilen dişlerin yerine yapılan implant,yöntemlerinin arasında yer almaktadır.

Hastalığın Diğer İsimleri

  • Anhidrotik Ektodermal Displazi
  • Ektodermal Displazi
  • Christ-Siemens-Touraine Syndrome
  • HED
  • EDA

KAYNAKLAR

1.Bolognia, JL, Jorizzo JL, Rapini RP. Dermatology E-Book: Expert Consult Premium Edition – Enhanced Online Features and Print (Bolognia, Dermatology) 3rd Edition, Kindle Edition, Elsevier-Saunders, 2012

2. Reyes-Reali, Julia; Mendoza-Ramos, María Isabel; Garrido-Guerrero, Efraín; Méndez-Catalá, Claudia F.; Méndez-Cruz, Adolfo R.; Pozo-Molina, Glustein (2018). Hypohidrotic ectodermal dysplasia: clinical and molecular review. International Journal of Dermatology.

3. Cluzeau, C., Hadj-Rabia, S., Jambou, M., Mansour, S., Guigue, P., Masmoudi, S., Bal, E., Chassaing, N., Vincent, M.-C., Viot, G., Clauss, F., Maniere, M.-C., and 11 others. Only four genes (EDA1, EDAR, EDARADD, and WNT10A) account for 90% of hypohidrotic/anhidrotic ectodermal dysplasia cases. Hum. Mutat. 32: 70-77, 2011

Kategoriler
Uncategorized YAYIN YUKLENDI

KALITSAL EVRENSEL DİSKROMATOZİS (DUH)

Büşra DURAK

Genel Bilgi

Kalıtsal evrensel diskromatozis (DUH), bebeklik veya erken çocukluk döneminde ortaya çıkan; gövde, uzuvlar ve bazen yüz üzerinde de genel bir dağılımla ortaya çıkan düzensiz şekilli, asemptomatik hiper ve hipopigmente maküllerle karakterize nadir görülen bir cilt pigmentasyon hastalığıdır. 

Genetik Değişiklikler/Etken Faktörler

DUH’nin etiyolojisi hala belirsizdir, ancak histopatoloji tipik olarak bazal tabakanın melanin içeriğinde (biyopsi yapılan lezyonun tipine bağlı olarak) fokal bir artış veya azalma ve bazen de pigmenter inkontinans gösterir. Yapılan bir ultrastrüktürel cilt araştırmasında DUH’nin bir melanosit sayısı bozukluğu değil, melanozom sentez hızı veya melanosit aktivitesi bozukluğu olduğu belirtilmiştir.

Deri pigmenti melanin, epidermisin bazal tabakasında bulunan melanositler tarafından sentezlenir. Melanositlerde melanin sentezi, endoplazmik retikulumdan türetilen melanozomlar içinde gerçekleşir. 

Eksozom salgısının melanozom taşıma makineleriyle ilgili olduğu bulunmuştur. Eksozomlar, multiveziküler cisimlerin hücre yüzeyi plazma zarı ile füzyonu üzerine salgılanan multiveziküler cisimlerde bulunan veziküllerdir.  ABCB6 geninin eksozomlarda mevcut olduğu bildirilmiştir. Bu yüzden mutant bir ABCB6 geni, melanozom taşınmasını bozabilir ve DUH’ye neden olabilir.

Resim 1. Epidermisin bazal katmanlarının görünümü

(Resim 1 Kaynak: https://www.jidonline.org/article/S0022-202X(15)36415-0/fulltext )

Belirti ve Semptomlar

Klinik olarak gövde ve uzuvlarda değişen boyutlarda çok sayıda hiperpigmente ve hipopigmente makül ile karakterizedir. Etkilenen bireylerin çoğunda lezyonlar 6 yaşına kadar ortaya çıkar, ancak geç başlangıçlı tezahür de bildirilmiştir. Yüz lezyonları, etkilenen bireylerin %50’sine kadar görülür ve avuç içi ve ayak tabanlarının tutulumu olağan dışıdır. Nadiren saç, tırnak ve mukozayı tutabilir. Bazı vakalara sağırlık, görme bozukluğu ve nörolojik semptomlar gibi sistemik hasarlar da eşlik edebilir.

Resim 2. Klinik Özellikler

(Resim 2 Kaynak: https://www.jidonline.org/article/S0022-202X(15)36415-0/fulltext )

Genetik Görülme Sıklığı

Dünya çapında birçok farklı popülasyonda vakalar tanımlanmış olmasına rağmen, ağırlıklı olarak Japon kökenli bireylerde görülür.

Bir çalışma, Japonya’da 100.000 dermatoloji konsültasyonu başına yaklaşık 0.3’ün DUH ile ilgili olduğunu bildirmiştir.

Kalıtım Paterni/Deseni

Vakaların çoğu otozomal dominant bir şekilde kalıtılır ancak otozomal resesif ve sporadik vakalar da bildirilmiştir.

Kalıtsal evrensel diskromatozis (DUH); sırasıyla 6q24.2-q25.2, 12q21q23 ve 2q35 kromozomlarında bulunan farklı bağlantı bölgelerine dayalı olarak, DUH1 (Online Mendelian Inheritance in Man (OMIM) 127500), DUH2 (OMIM 612715) ve DUH3 (OMIM 615402) olmak üzere üç tipe ayrılabilir. DUH1 ve DUH3 otozomal dominant bir şekilde kalıtılırken, DUH2 otozomal resesif bir şekilde kalıtılır. 

Teşhis Yöntemleri ve Tedaviler

DUH; genellikle hasta öyküsü, fizik muayene ve cilt biyopsisi ile teşhis edilebilir. Işığa maruziyet sonucunda hastalığın seyrinin değişmemesi, atrofi ve telenjiektazinin nadir olması, lezyonların iyi huylu seyir göstermesi gibi sahip olduğu özelliklerden dolayı bazı cilt hastalıklarından ayırt edilebilir.

Şu anda, DUH’de cilt pigmenter değişiklikleri için etkili bir tedavi yoktur, ancak Q-switched alexandrite lazer tedavisi, hiperpigmente lezyonlar için özellikle açıkta kalan alanlarda (örneğin: yüz ve eller) kullanılabilir.

Hastalıkla İlişkili Genler

ABCB6 ve SASH1, DUH ile ilgili yakın zamanda bildirilen patojenik genlerdir.

ABCB6 geni vücudun farklı bölgelerinde geniş bir fonksiyona sahiptir; bu nedenle, ABCB6 alanlarının mutasyonu, çeşitli fenotiplerde hastalık üretebilir. Ancak, tüm DUH hastaları ABCB6 mutasyonuna sahip değildir. DUH’nin genetik heterojen bir hastalık olması mümkündür.

Hastalığın Diğer İsimleri

Yok.

Kaynakça

  1. https://www.jaadcasereports.org/article/S2352-5126(21)00865-1/fulltext
  2. https://www.jidonline.org/article/S0022-202X(15)36415-0/fulltext
  3. https://www.ejdv.eg.net/article.asp?issn=1110-6530;year=2016;volume=36;issue=1;spage=26;epage=27;aulast=Gupta
  4. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3911924/
  5. https://assets.cureus.com/uploads/case_report/pdf/65233/20210819-29838-tu8d6b.pdf
  6. https://journals.lww.com/idoj/pages/articleviewer.aspx?year=2020&issue=11020&article=00022&type=Fulltext
  7. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8236144/#CR1
  8. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3911924/
  9. https://escholarship.org/uc/item/29m212t0
  10. https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php?lng=EN&data_id=8630&Disease_Disease_Search_diseaseGroup=-Dyschromatosis-Universalis-Hereditaria&Disease_Disease_Search_diseaseType=Pat&Disease(s)/group%20of%20diseases=Dyschromatosis-universalis-hereditaria&title=Dyschromatosis%20universalis%20hereditaria&search=Disease_Search_Simple
  11. https://www.visualdx.com/visualdx/diagnosis/dyschromatosis+universalis+hereditaria?diagnosisId=56260&moduleId=101
  12. https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/1996/dyschromatosis-universalis-hereditaria/research
  13. http://www.odermatol.com/odermatology/2020e/E189.dyschromatosis-BasavarajNY.pdf
  14. https://www.omim.org/entry/127500?search=Dyschromatosis%20universalis%20hereditaria&highlight=dyschromatosi%20hereditaria%20universali
  15. https://www.uptodate.com/contents/the-dyschromatoses#H1469243
Kategoriler
Uncategorized YAYIN YUKLENDI

KONJENİTAL MUSKÜLER DİSTROFİLER TİP 1A

Genel Bilgi

Ege Efecan Atasoy

Konjenital musküler distrofi tip 1A genellikle kaslarda merosin proteini eksikliği ile ilişkilendirilmiş bir nörolojik rahatsızlıktır. Merosin proteini kas fiberlerinin etrafını saran dokuda bulunur. Bu rahatsızlığa sahip yenidoğanlar hipotoni (azalmış kas tonusu) ve kas zayıflığı ile doğarlar. Bazı yenidoğanlarda solunumda ve anneyi emmede (beslenmede) zorluklar görülebilir. Beslenmede zorluk yaşayan yenidoğanlarda kilo alma belirgin bir şekilde zorlaşır ve kullanılan büyüme parametrelerinin normal değerlerinin altında kalırlar. Kas zayıflığına sahip yenidoğanlarda motor gelişimi beklenen daha geç olur. Birçok yenidoğan desteksiz oturabilir, bazı yeni doğanlar desteksiz ayakta durabilir fakat bu hastalığa sahip olan yenidoğanların çok az bir kısmı desteksiz yürüyebilmektedir. Bazı ek semptomlar olarak eklem kontraktürleri, skolyoz ve oftalmopleji (göz kasları etrafındaki zayıflıklara bağlı göz hareketlerinin kısıtlanması) izlenmiştir. Bu hastalığa sahip çocukluk yaşına gelmiş bireylerde nöbetler görülmektedir. Bu nöbetler genellikle nefes almada zorluklar ve nokturnal hipoventilasyonla ilişkilendirilmiştir. Bu nöbetler hastalığa sahip çocukların yaklaşık %20 ila %30’unda görülmektedir. 

Çok sık görülmemekle birlikte bazı çocuklarda merosin eksikliği tam bir eksiklik olarak değil, yetersizlik olarak görülebilmektedir. Buna bağlı olarak kas zayıflığının yok olduğu bulgular da görülmüştür.(Kas zayıflığı görülmez)  

Bu hastalığın sebebi otozomal resesif kalıtılan LAMA2 genindeki değişikliklerdir.

Semptomlar

Kas-iskelet sistemindeki bozukluklara sebep açan bu hastalığın semptomları kişiden kişiye sıklık ve risk seviyesi açısından değişebilmektedir. Bu hastalık aşağıdaki bazı semptomlara sebep olabilmektedir;

Semptom 1: Kas fiberlerinde merosin proteini eksikliği

  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 2: Konjenital Musküler Distrofi

  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 3: Gastroözefageal reflü

  • Mide içeriğinin, özofagusa geri kaçması sonucunda oluşur. Bu durumda reflü olan mide sıvısı asit, pepsin ve safra tuzları ile karışmış alınan besinleri de içerebilir. Göğüs arkasında yanma hissi, sırta ve boğaza yayılabilir.
  • Çok sık görülmektedir. 

Semptom 4: Hipokinezi

  • Spontan hareketlerde yavaşlama/azalma
  • Çok sık görülmektedir. 

Semptom 5: Hipotoni

  • Hipotoni anormal derecede düşük kas tonusu (kasın harekete karşı gösterdiği direnç) durumudur ve sıklıkla kas güçsüzlüğünü de içerir.
  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 6: Yürüme becerisinin yokluğu

  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 7: Motor becerilerinin gelişiminde gecikme

  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 8: Kas zayıflığı

  • Kas iltihabı ile karakterize, uzun süreli kas yorgunluğuna ve güçsüzlüğe neden olabilen nadir bir hastalık grubudur.
  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 9: Solunum Güçlüğü

  • Çok sık görülmektedir.

Semptom 10: Temporamandibular birleşim yerinde anormallik

  • Sıklıkla görülmektedir.

Semptom 11: Astrositozis     

  • Merkezi Sinir Sistemi lezyonu etrafında astrosit sayısının artması.
  • Sıklıkla görülmektedir

Semptom 12: Yüz Felci              

  • Mimik kaslarının zayıflığı ve yüz kaslarını kontrol edememe ile karakterize kraniyal sinir VII’e bağlı (n. facialis) bir işlev bozukluğudur.
  • Sıklıkla görülmektedir.

Semptom 13: Zihin gelişiminde gerilik 

  • Sıklıkla görülmektedir.

Semptom 14: Makroglosi

  • Dilin ağzı taşacak şekilde büyümesi durumudur.
  • Sıklıkla görülmektedir.

Semptom 15: Nöbetler

  • Sıklıkla görülmektedir.

Semptom 16: Aritmi        

  • Düzensiz Kalp Atımı
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 17: Atelektazi

  • Fiziksel bir tıkayıcı nedeniyle akciğerin tamamı veya bir kısmına hava gidememesi ve sonuç olarak ilgili akciğerin veya kısmının şişememesi olarak tanımlanabilecek bir hastalıktır. 
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 18: Kardiyomiyopati  

  • Kalp fonksiyonlarının bozulmasına yol açan kalp kası rahatsızlıkları.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 19: Kognitif yetersizlik  

  • Hatırlamada, düşünmede ve sebep-sonuç ilişkisi kurmada yetersizlik.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 20: Disfaji   

  • Yutma güçlüğü.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 21: Hipoventilasyon

  • Çok sığ veya yavaş nefes alma durumu.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 22: Pontoserebellar atrofi

  • Pons ve cerebellum atrofisi.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 23: Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon

  • Dinlenme pozisyonunda veya sırtüstü pozisyonda sağ kalp kateterizasyonu ile ölçüm yapıldığında ortalama pulmoner arter basıncının 25 mmHg veya daha fazla ve pulmoner kapiller kan basıncının 15 mmHg veya daha az olması. 
  • Nadiren görülmektedir.

Semptom 24: Neonatal hipotoni

  • Doğum periyodunda olması gerekenden daha fazla azalmış kas tonusu.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 25: Lisensefali

  • Serebral sulkus ve girusların olmaması, engebesiz beyin.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Semptom 26: Hiperlordoz

  • Bel tarafında omurganın aşırı eğriliği.
  • Zaman zaman görülmektedir.

Teşhis

adir hastalıkların teşhisi diğer hastalıklara nazaran daha zordur. Bunun sebebi bir çok hastalıkla ilişkilendirilmiş semptomlara sahip olmalarına bağlıdır. Konjenital Musküler Distrofi tip 1A tanısı hastalık ile karakterize bulgular olan konjenital hipotoninin, ciddi anlamda zayıflamış kas yapısının ve motor gelişim eksikliğinin görüldüğü vakalarda deri/kas biyopsisi ile laminin 2 alfa eksikliği (Tomé et al., 1994), MR ile beyinde merosin proteini eksikliği [Lamer et al., 1998] ve artmış serum kreatinin seviyeleri ve beyaz madde cevherinin değişiminin görülmesi [Beytía et al., 2013] ile konulabilmektedir.

Tedavi

Tedavi yönetiminde multidisipliner bir yaklaşım (Birinci Basamak Sağlık Hizmeti veren kuruluşlarda çalışanlar, pediatri uzmanları, genetik uzmanları ve nöroloji uzmanlarından oluşmuş bir ekip ile) gerekmektedir. Ayrıca ailenin desteği tedavi yönetiminde çok önemlidir. 

Nöbet görülen çocuklar antikonvülsan ve valproik asit kullanılarak başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Nefes güçlüğü yaşayan hastalarda öksürmelerine destek sağlayan Cough Assist kullanarak alt solunum yollarındaki mukus temizlenir, nefes alma teknikleri ile solunum yollarını açıp atelektazi riski düşürülür ve intrapulmoner perküsyon ventilasyonu kullanılarak sekrete edilen yapılar temizlenir. Bakteriyel enfeksiyona bağlı bir solunum güçlüğü düşünülürse antibiyotikler ile tedavi kullanılır.

Beslenme zorluğu yaşayan hastalarda gıda desteği başlanabilir.

Eğer kardiyomiyopati görüldüyse ACE inhibitörleri ve beta-blokerler kullanılmaya başlanır.

Bu hastalıklarla ilişkili supraventriküler aritmiler genellikle beta-blokerler kullanılarak tedavi edilebilmektedir.

Skolyoz gibi ortopedik rahatsızlıkları bulunan hastalarda multidisipliner yaklaşımlar (ortopedist ve fizyoterapist) ile kontraktürlerin tedavisinde ilerleme kaydedilmesini amaçlayan günlük esneme hareketleri kullanılır. Duruma göre cerrahi operasyonlar da yapılmaktadır.

Kalıtım Paterni/Deseni

Otozomal resesif olarak kalıtılan bir hastalıktır. (6q22.23,9q31.33) Otozomal resesif olarak kalıtılması genin iki kopyasında da mutasyon olduğu anlamına gelmektedir. Bireyin heterozigot olarak otozomal resesif gen taşıyan ebeveynlerinde tipik olarak hastalığın semptomları gözlenmez.

Both parents carry one copy of a mutated gene. In the next generation, one child is affected with the condition, two children are carriers, and one is unaffected and not a carrier.

Figüre1:https://medlineplus.gov/images/PX0000A4_PRESENTATION.jpeg

LAMA2 geni  aynı zamanda merosin veya laminin 2 olarak bilinen heterotrimerik hücre dışı proteini laminin-211’in alfa-2 laminin alt birimini kodlar. Laminin-211 kas-kemik fiberlerinde bulunan alfa-distroglikanın glikoliz kalıntılarına bağlanır. Laminin-211 ayrıca bir çok farklı dokuda eksprese edilir, bunlardan en önemlileri periferal sinirlerdeki Schwann hücreleri ve beyindir. 

Merosin eksikliğine bağlı konjenital musküler distrofi tip 1A 2 LAMA2 genindeki 2 farklı homozigot mutasyonuyla (156225.0001156225.0002) tanımlanmıştır. Helbling-Leclerc et al. (1995).

LAMA2 eksikliğine bağlı CMD vakaları tüm CMD vakalarının yaklaşık %50’sini oluşturmaktadır. İşlev kaybına bağlı mutasyonlar ciddi ve neonatal başlangıçlı vakalarda görülürken yanlış anlamlı mutasyonlar daha hafif kısmi LAMA2 eksikliğine bağlı vakalarda görülmüştür. Tezak et al. (2003)

Di Blasi et al. (2005) Konjenital musküler distrofi ve LAMA2 proteininde tespit edilemeyen/önemli ölçüde azaltılmış kas ekspresyonlu 15 hastanın 10’unda 9 yeni mutasyon içeren 10 LAMA2 mutasyonu tanımlamıştır. Bütün mutasyon pozitif hastalar hipotoni ve doğuştan gelen ciddi bir zayıflığa sahiptir. 

Oliveira et al. (2008) 26 MDC1A hastasından alınan 52 hasta alelin 50’sinde 14 yeni mutasyon içeren 18 farklı mutasyon tanımlamıştır.

LAMA2 geni 260 kb’nin üzerindedir ve 64 eksona sahiptir. Bu eksonlardan 2 tanesi olması gerekenden daha küçük ve 6 ila 12 baz çiftine sahiptir. Zhang et al. (1996)Merosin-negatif konjenital müsküler distrofi, laminin M geninin haritalandığı 16-cM’lik bir 6q2 bölgesi ile bağlantılı olduğu homozigot haritalaması ile gösterilmiştir. Hillaire et al. (1994)

Görülme Sıklığı

Dünyada prevelansı 50.000’de 1 ila 400.000’de 1 arasında değişmektedir.

Toplam vakaların %30-40’ını oluşturan bu rahatsızlığın en sık görülen konjenital musküler distrofi rahatsızlığı olduğu düşünülmektedir.

Hastalığın Diğer İsimleri

  • LAMA2 MD
  • Laminin alpha 2 deficiency
  • Laminin alpha-2 deficient muscular dystrophy
  • MDC1A
  • Merosin-deficient muscular dystrophy
  • Muscular dystrophy due to LAMA2 deficiency

Referanslar

https://media.wix.com/ugd/274224_31b555d13dde45d1a964aec9fef46996.pdf

https://medlineplus.gov/genetics/condition/lama2-related-muscular-dystrophy/#frequency

https://medlineplus.gov/genetics/condition/lama2-related-muscular-dystrophy/#synonyms

https://medlineplus.gov/genetics/condition/lama2-related-muscular-dystrophy/#inheritance

https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/3843/congenital-muscular-dystrophy-type-1a

https://www.omim.org/entry/156225#0002

https://campbell.lab.uiowa.edu/sites/campbell.lab.uiowa.edu/files/wysiwyg_uploads/136Tome.pdf

https://www.nature.com/articles/ng1095-216                       

DOI: https://doi.org/10.1038/ng1095-216

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1002/humu.10157

DOI: https://doi.org/10.1002/humu.10157

https://jamanetwork.com/journals/jamaneurology/fullarticle/789650

DOI:10.1001/archneur.62.10.1582 

https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1399-0004.2008.01068.x       DOI: https://doi.org/10.1111/j.1399-0004.2008.01068.x 

https://www.jbc.org/article/S0021-9258(18)35285-2/fulltext                         DOI: https://doi.org/10.1074/jbc.271.44.27664 

https://academic.oup.com/hmg/article-abstract/3/9/1657/650637?redirectedFrom=fulltext                  DOI:https://doi.org/10.1093/hmg/3.9.1657                                                 

https://pubs.rsna.org/doi/abs/10.1148/radiology.206.3.9494506

DOI: https://doi.org/10.1148/radiology.206.3.9494506

https://n.neurology.org/content/51/1/101.short                              

DOI: https://doi.org/10.1212/WNL.51.1.101 

LAMA2 gene mutation update: Toward a more comprehensive picture of the laminin‐α2 variome and its related phenotypes – Oliveira – 2018 – Human Mutation – Wiley Online Library

DOI: https://doi.org/10.1002/humu.23599

 High creatine kinase levels and white matter changes: Clinical and genetic spectrum of congenital muscular dystrophies with laminin alpha-2 deficiency – ScienceDirect   

DOI: https://doi.org/10.1016/j.mcp.2013.11.002

Kategoriler
Uncategorized YAYIN YUKLENDI

Prof. Dr. Korkut Ulucan’dan Gen Terapisi

Hazal Sena ÇELEBİ

“Hem bu testler çok daha ucuz, hem de sonrasında ah’larla, vah’larla olmayacak kadar nokta atışı.”

Öncelikle bize biraz gen terapisinin ne olduğundan bahseden misiniz?

Tabii ki de, seve seve. Terapi biliyorsunuz ki tedavi anlamında kullanılıyor. Gen terapisi dediğimiz olay da özellikle mutasyona uğramış veya fonksiyonunu yerine getirememiş gen veya gen bölümlerinin veya herhangi bir DNA biriminin normal, iş yapan formuyla değiştirilmesi anlamına geliyor. Tabii burada önemli olan nokta şu: özellikle genetik yapımızda oluşan bazı mutasyonlar veya -genel anlamda söyleyim- varyasyonlar, çünkü biliyorsunuz ki mutasyon dediğimiz zaman bir hastalıkla birebir ilişki kurmamız lazım ve toplumdaki o varyasyonun frekansını belirli bir değerin altında olması lazım. Bunlar aslında hücrenin bütünlüğünü bozmaya yönelik yaklaşımlar. O yüzden bilim insanları da ‘acaba biz bunu nasıl bertaraf ederiz’ diye farklı alternatif yollar düşünmüşler ve bunların aslında en kalıcı çözümü de o gen bölgesinin fonksiyon yapan kısmını bir şekilde genomun içine yerleştirmek olarak düşünmüşler. Bu aslında 1970’li yıllarda çok konuşulmuş, özellikle belirli bilim toplantılarında, daha sonra 1990 yılında da, belki okumuşsunuzdur, ilk gen nakli gerçekleştirilmiş başarılı olarak. Denemeleri vardır belki de ondan önce, bizim bilmediğimiz. Ve böylece günümüze kadar geldi.

Gen terapisi hangi hastalıklarda kullanılır? Bir hastalığın gen terapisiyle tedaviye uygun olması için önemli olan noktalar nelerdir?

Burada önemli olan nokta şu: orada bir değiştirilecek olan gen veya genin bir bölümü diyelim veya DNA birimi diyelim, çok önemli bir fonksiyon yürütmesi lazım ve o fonksiyonunu gerçekleştiremiyor olması lazım, birinci öncelik bu. Ki biz bunu nasıl onun fonksiyon üreten kısmına getirebiliriz? Tabii ki de ikincisi, o gen bölümünün veya genin tamamının regülasyonu çok çok önemli. Çünkü gen dediğimiz sadece intron ekzonundan, öndeki promötöründen oluşuyor diye düşünmemek lazım. Onun düzenleyici, enhancer adını verdiğimiz farklı farklı genetik birimleri var. Tüm bu totali düşünmemiz gerekiyor. Tabii genin büyüklüğü burada çok çok önemli. Çünkü genler farklı büyüklükte olabiliyor bildiğiniz üzere. Dördüncüsü de, belki de en önemlisi, genlerimiz bazen belli kümeler halinde bulunur ve o kümede eğer farklı bir şey olursa bizim -yani kastım şu: biz o çalışmasını düşündüğümüz gen birimini veya genin kendisini genelde genomdan farklı bir, daha doğrusu o gen bölgesinden farklı bir noktaya geleceğiz. Şimdi CRISPR işi biraz değiştirdi, o ayrı. Ben geleneksel gen tedavisinden bahsediyorum. Orada gen ürününü sokacağımız genomik lokasyon da çok önemli çünkü onu orada bizim kullanmamız lazım değil mi? Aldığımız geni veya genin parçasını orada ürüne çevirmemiz lazım. O yüzden manipülasyonu kolay bir bölümde olması lazım. Gibi pek çok faktöre gereksinim duyuluyor. Tabii vektör burada çok çok önemli. Nasıl aktaracağız? Virüslerle mi aktaracağız? Veya lipozom adını verdiğimiz minik keseciklerle mi aktaracağız? Bu da işin farklı bir noktası. Bir de tabii hücrenin kendi iç savunması burada önemli. Yani burada, içeri verdiğimiz ürünün başına herhangi bir şey gelmeden, bir değişime uğramadan istenilen noktaya gitmesi gibi aslında kelime olarak kolay ama metabolizma olarak baktığımızda oldukça zor aşamaları var gen tedavisinin.

Siz de az önce bahsettiniz. Günümüzde gen terapisi için en çok virüsler kullanılıyor diye biliyoruz, dezavantajları var mıdır?

Tabii, şöyle ifade edeyim: virüsler hücrelere girdiği zaman kendilerine bir immün cevap oluştururlar. Hatta bunu bu covid döneminde hepimiz çok çok iyi anladık. Böyle olunca da immünite çok hafif ve hatta imkanı varsa kaçması lazım ve belki bu şu anki biyolojik alt yapımızla çok mümkün değil ama, beki ilerleyen zamanlarda farklı yaklaşımlar olabilir. Birincisi bu olacak yani bizim, vücudun doğal immün sistemini tetikleyecek ama onun tolere edilebilir düzeyde olması lazım. Ama virüslerin bir güzel yanı değerli meslektaşım, virüsler konak seçmede uzmandırlar yani nokta atışı çok iyi yaparlar ve özellikle viral genom, DNA veya RNA artık neyse. Hangi virüs kullanılacaksa çünkü her virüs kullanılmıyor. Burada da önemli olan nokta hangi virüsü oraya yönlendireceğimiz çünkü virüsler çok güzel nokta atışı yaparlar. O yüzden vektörün seçimi de çok çok önemli burada.

“Dünyanın en pahalı tedavisi olarak” tanımlanan gen tedavisi ve diğer tedavilerin yüksek maliyetlerine yönelik değerlendirmeniz nedir?

Şimdi aslında şöyle ifade edeyim, evet özellikle bu SMA’da gen tedavisi gerçekten de pahalı çünkü düşünseniz bir firma böyle bir tedavi protokolü uyguladığını söylüyor, ona yıllarca yatırım yaptı ve şu anda da o yatırımı -tabii firmayı ticari olarak düşünüyorum aslında biraz akademisyenliğin dışında düşünüyorum- diğer bir düşünmek istediğim nokta da belki şu an için SMA’da gen tedavisi çok konuşuluyor %100 değil zaten belirli şartlar olması lazım. O şartlar olsa bile %100 sonuç vermiyorlar ama şu andaki en ümit vadeden tedavi o. Bir şekilde bu sistemin -o sistem devlet olur veya her kimse- halka ücretsiz olarak sağlanması gerekiyor diye düşünüyorum. Ancak burada şu noktayı da söylememe müsaade et lütfen. Aslında biz elimizden geldiğince, bakın sizler bu hasta sonunuzu bilgilendirme toplantılarıyla, bunların hazırlanmasıyla buraya bir emek veriyorsunuz, bizler de aynı şekilde. SMA’yı, -ki gen tedavisi şu an en önemli şey olduğu için- ve diğer tedavileri önlemenin en kolay yolu var: hastalığa yakalanmamak. Siz hastalığa yakalanmazsanız tedaviyle uğraşmazsınız. Şu anda da özellikle gen tedavisi denilen hastalıklardaki tedavileri de engellemenin tek yolu çocuk sahibi olmadan önce aile hikayeniz varsa şiddetle önerilir, aile hikayesi yoksa belli başlı tarama testlerini ben şiddetle öneriyorum. Evliliği düşünen adaylara. Evlilik demeyim, çocuk sahibi olmak isteyen adaylara, belki evlenecek çocuk istemeyecek ona biz bir şey diyemeyiz ama çocuk niyeti varsa kesinlikle bu testler çok çok çok daha ucuz, hem de sonrasında ah’larla, vah’larla olmayacak kadar nokta atışı.

Çok teşekkür ederim hocam. Benim de SMA’yla ilgili sormak istediğim sorular vardı, hepsine bir cevap vermiş oldunuz.

Tabii ki tehlikeli ve sevimsiz bir hastalık. Diyeceksiniz ki hangi hastalık sevimli ama adı da kötü, dediğiniz gibi yaklaşımı da kötü, çözümünün olmaması da kötü. Düşünsenize anne baba olarak çocuğunuz gözlerinizin önünde eriyor, ne kadar büyük bir acı ve siz bir şey yapamıyorsunuz. Yani, hep onu söylerim, Allah kimseyi sınamasın böyle şeylerle. Bakın şöyle bir örnek vermek istiyorum size. Sizin vasıtanızla da tekrar duyuralım. Hatta bu yaşanmış bir örnek: bir beyefendi geldi, bir önceki çocuğu kas distrofili, duchenne, dmd adını verdiğimiz, şiddetle ilerleyen ve bir noktadan sonra da maalesef hayati fonksiyonların yerine getirilmemesi sonucu vefatla sonuçlanan bir hastalık. Bunu engellemenin tek yolu hastalıktan önce izim PGT adını verdiğimiz Preimplantasyon Genetik Tanı gibi ön analizlerle, belki tüp bebek yardımıyla sağlıklı embriyoları anneye nakletmek. Ve beyefendi şunu söyledi bana: ‘hocam yanlış anlama benim ilk çocuğumun kas distrofilisi var, bir daha çocuk istiyorum ve bunun böyle olmasını istemiyorum’ dedi. En doğal hakkınız dedim, anlattım yolunu. ‘Hocam biz dinen o şeylere karşıyız.’ dedi. Bakın, çok haklısınız, Allah bize akıl vermiş ve hayat kalitesini artırmak için bize uygulama yolları göstermiş. Sizin şu anda yaptığınız dinle oynamak veya dine karşı gelmek değil, sağlıklı çocuk, hem kendinize hem de çocuk için -tabii ki de gelen Allah’tandır, bizim de kendimizce inancımız, davranış kalıbımız var ama- bunları aşılamamız lazım Hazal Hocam. Daha çok gençsiniz, meslektaşım, meslektaş adayımsınız. Bizler bunu el birliğiyle herkese anlata anlata, bunun, bilimin gerekliliği ve bilimin hayat kalitemizi artırmak için önemli bir çıktısının olduğunu bildirmemiz lazım. Hasta olmadan önce onu tanılandırmak çok daha ucuz, çok daha kolay.

Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Şunu söylemek isterim: mutlaka siz değerli arkadaşlar, bakın literatür bilgilerine göre daha birçoğunun adı konmamış 7 000’e yakın nadir hastalık var. Var olduğu tahmin ediliyor ve inanın bunları bir çatı altında toplamamız gerekiyor. Bunu da sizin gibi genç, enerjisi yüksek arkadaşlar şu aşamada yapacaklar. Lütfen çok güzel bir platform kurun. O platformunuzu zaten kurdunuz ve bunları biraz daha aksiyona dönüştürebilecek toplantılar yapın. Evet çok yorulacaksınız, evet belki bu işlerde, maalesef, maddi bir geri dönüş olmayacak ama bunu yapmanın huzuru, mutluluğu ve oradan belki bir kişiyi, iki kişiyi siz kendi safınıza çekip bununla ilgili bir tedavi protokolü bile oluştursanız, bakın ne kadar büyük mutluluk. İnanın bana şu anda gelmeyen o maddiyat ileride fazlasıyla gelir. Belki de önünüze çok daha farklı kısmetler açılır. O yüzden benim sizlerden naçizane ricam, lütfen bir saat, iki saat az uyuyun. İnanın, az uyuyarak kırk altı yaşına geliniyor. Kırk yediyi bilmem, bu akşamı bilmem ama kırk altıya kadar geliniyor. Çok fazla okuyun lütfen. Çok fazla araştırın. Ve lütfen bunu güzel standartta laboratuvar deneyleriyle destekler duruma gelin. Bunu yapacaksınız biliyorum.

Prof. Dr. Korkut ULUCAN

Kategoriler
YUKLENDI

Leber Konjenital Amorozisi

Genel Bilgi

Leber konjenital amorozisi, retinayı etkileyen genetik bir nadir hastalıktır. Retina ise gözde ışığı ve rengi algılayan özelleşmiş bir yapıdır.  LKA(Leber konjenital amorozisi) ilk defa Theodor Leber tarafından 1869 ve 1871yıllarında klinik bulgulara dayanarak tanımlandı. Etkilenen yeni doğanlar doğduklarında çoğunlukla körlerdir. LKA genellikle otozomal resesif olarak kalıtılır. Otozomal resesif kalıtımın ne olduğuna ise sonraki başlıklarda değindik. Bu hastalığın alt tipleri de mevcut ve 13 tanedir. Alt tipler genetik farklılıklar, bağlantılı göz anormallikleri ve görme kaybının izlediği yolların farklı olmasından dolayı varlar. 

Belirti ve Semptomlar

LKA ile doğan çocuklarda retinadaki ışık toplayan hücrelerin(rod ve koniler) işlevi tam olarak gerçekleştirilmez. Bebeklikten itibaren LKA olan insanlarda ağır görme bozukluğu vardır. Bu bozukluk ilerleyici değildir ama çok yavaş bir şekilde zamanla kötüleşebilir. Hastalığın ilerleyişi bölümünde bu konuyu kısaca ele aldık.

Doğumda görsel tepkinin azalması hastalığın ilk işaretidir. Retinanın elektriksel aktivitesindeki azalma veya hiç olmaması her zaman gözlemlenen ve LKA teşhisi için gerekli olan bir durumdur. Ek olarak bu hastalığın diğer belirtileri için; şaşılık, istemsiz hızlı göz hareketleri(nistagmus), ışığa anormal hassasiyet(foto-fobi), katarakt ve gözün ön tarafının koni şeklinde olması(keratokonus) sayılabilir. Göze giren ışığa bağlı olarak genişleme ve daralmayla bu olayı kontrol eden gözbebeği, LKA olan hastalarda ışığa normal tepki vermez. Görevini normalden daha yavaş bir şekilde yapar ve hatta görevini yapmaz. Ayrıca bazı yeni doğanlarda işitme kaybı, zihinsel gerilik ve gelişimsel gecikme görülebilir.

Özel bir davranış olan Franceschetti’nin okulo dijital belirtisi Leber konjenital amorozisinin karakteristiğidir. Bu hareket gözü itmek, göze bastırmak ve gözü parmağı veya parmak eklem yerleriyle ovalamaktır.

Teşhis Yöntemleri

Genetik veya nadir bir hastalığa tanı koymak çoğu zaman zorlayıcı olabilir. Hekimler hastanın tıbbi geçmişine, semptomlarına, fizik muayenesine ve laboratuar testlerine bakarak teşhis koyabilir. Leber konjenital amorozisinde de tanı klinik bulgularla konur.

Elektroretinografi(ERG) retinadaki aktiviteyi ölçerek görsel fonksiyonu değerlendiriyor. ERG bu hastalıkta da kullanılıyor ve Leber konjenital amorozisi(LKA) olan bebeklerde retinanın elektriksel aktivitesinin olmadığı ya da azaldığı gözleniyor. Moleküler genetik testler ise LKA ile ilişkili genler için mümkündür. Klinik bulgular, hangi genlerin ve hangi sırayla test edileceklerinin belirlenmesinde yardımcıdır.

Antenatal Teşhis

Doğum öncesinde risk grubunda bulunan yani hastalığa sebep olan mutasyonların belirlendiği çiftler için özelleşmiş laboratuarlar tarafından prenatal teşhis önerilebilir.

Tedaviler

Leber konjenital amorozisi için şu anda bir kür bulunmuyor yani kesin tedavisi yok. Tedaviler semptomatik ve destekleyici olarak yapılmakta. Hasta olan çocukların devamlı olarak gözlerini ovmamalarının ve ellerini gözlerine bastırmamalarının da sağlanması gerekiyor. Periyodik olarak göz tembelliği, glokom veya katarakt için oftalmik kontrollerin yapılması da önem arz ediyor. Aynı zamanda bu hastalıktan etkilenen çocukların aileleri için de genetik danışmanlık almaları öneriliyor.

2017 yılında bir gen terapisi olan Luxturna(voretigene neparvovec-rzyl) FDA(Food and Drug Administration)  tarafından RPE65 geninde iki mutasyon olan çocuk ve erişkin hastaların tedavisinde kullanılmak üzere izin verildi.  Moleküler bir ilaç tedavisi ise, RPE65 veya LRAT genlerindeki mutasyonlarda kullanılmak üzere geliştiriliyor. Faz II klinik çalışmaları tamamladı ve görmede iyileşme görülürken zararlı etkileri de gözlemlenmedi.

Prognoz (Hastalığın Seyri)

Görme yetisi artan yaşla birlikte tam körlüğe kadar azalır. Bu ise genel olarak otuzlu yaşların veya kırklı yaşların sonunda gerçekleşir.

Hastalıkla İlişkili Genler

Retinaya özel protein kodlayan genlerdeki mutasyonların LKA’ne sebep olduğu belirlenmiştir. Bu genler şu şekildedir ve yerleşimleri parantez içerisinde belirtilmiştir: GUCY2D(17p13.1), CEP290(12q21.33), RDH12 (14q24.1), RPGRIP1 (14q11.2), SPATA7(14q31.3), AIPL1(17p13.1), RD3 (1q32.3), CRB1(1q31-q32.1), CRX (19q13.3), IMPDH1 (7q31.3-q32), IQCB1 (3q21.1), KCNJ13 (2q37), LCA5 (6q14), NMNAT1 (1p36.22) ve TULP1 (6p21.3)’dir. Bu mutasyonlar ağır gelişimsel bozukluklara sebep oluyorlar.

Genetik Değişiklikler/ Etken Faktörler

Leber konjenital amorozisi normal görmeyle ilgili en az 14 gende meydana gelen mutasyonun sonucunda gerçekleşebilir. Bu genler retinanın gelişimi ve işleyişi için çeşitli roller oynuyorlar. Örnek verecek olursak LKA ile ilişkili genlerden bazıları foto reseptörlerin normal gelişiminden sorumludur. Diğer genlerden bazıları ışığın elektrik sinyallerine dönüştürülüp beyne iletilmesi olan foto-transdüksiyonda görev alırlar.

Leber konjenital amorozisiyle bağlantılı herhangi bir gen retinanın gelişimini ve işleyişini bozarak erken görme kaybına sebep oluyor. CEP290, CRB1, GUCY2D ve RPE65 genlerindeki mutasyonlar bu hastalığa sebep olan en yaygın mutasyonlardır. Diğer genler ise daha az sayıda vakanın sebebidir. Bunlarla birlikte Leber konjenital amorizisli bireylerin hastalığına neyin yol açtığı bilinmiyor.

Genetik Görülme Sıklığı

Bu hastalık her 100.000 doğumun 2 veya 3 tanesinde görülmektedir. LKA (Leber Konjenital Amorozisi) kalıtımsal körlüğün en yaygın nedenidir ayrıca retinal distrofilerin %5’inden fazlasını oluşturur.

Kalıtım Paterni

Leber konjenital amorozisi genellikle otozomal resesif olarak görülüyor. Bu bireylerin ebeveynleri birer tane mutasyona uğramış geni taşıyorlar ancak genel olarak bu hastalığın semptomlarını göstermiyorlar.                                                                     

Resim kaynağı: https://ghr.nlm.nih.gov/condition/leber-congenital-amaurosis#inheritance

Hastalığın Diğer İsimleri

Leber konjenital amorozisinin pek çok farklı adlandırması bulunuyor. Bunlar: rodların ve konilerin doğuştan eksikliği, konjenital retinal körlük, Leber’in amorozisi, Leber’in konjenital tapetoretinal dejenerasyonu, Leber’in konjenital tapetoretinal displazisi, Leber’in tapetoretinal dejenerasyonu

Dejenerasyon: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fizyolojik fonksiyonlarını yapamayacak duruma düşmeleri

Displazi: Anormal doku gelişimi

Referanslar

  1. https://ghr.nlm.nih.gov/condition/leber-congenital-amaurosis#genes
  2. Weleber RG, Francis PJ, Trzupek KM, et al. Leber Congenital Amaurosis. 2004 Jul 7 [Updated 2013 May 2]. In: Adam MP, Ardinger HH, Pagon RA, et al., editors. GeneReviews® [Internet]. Seattle (WA): University of Washington, Seattle; 1993-2018.Available from: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK1298/
  3. https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/634/leber-congenital-amaurosis
  4. https://rarediseases.org/rare-diseases/leber-congenital-amaurosis/
  5. https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/OC_Exp.php?lng=EN&Expert=65
Kategoriler
YUKLENDI

AKROMEGALİ

Akromegali, hipofiz bezinin çok fazla büyüme hormonu üretmesi ile oluşan hormonal nadir görülen genetik bir hastalıktır. Bu hastalık sürecinde; el,yüz,ayak ve kemikler aşırı derece de büyür. Genellikle orta yaşlardaki insanları etkiler.
Bu durum halen büyümekte olan çocuklarda is gigantizm olarak adlandırılır. Çocukların kemiklerinde aşırı boyutlarda büyümeye sebep olur.

https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/acromegaly/symptoms-causes/syc-20351222


Belirti & Semptomları

En önemli belirtisi genişlemiş el ve ayaklardır. Ayrıca yüz şeklinde değişiklikler görülür; kalınlaşmış dudak, çıkıntılı kaş ve çene kemikleri, dişler arasında büyük boşluklar gibi. Akromegali yavaş ilerleyen bir hastalık olduğundan ötürü, teşhisi uzun yıllar alabilir.
Kişiden kişiye değişen bazı semptomlar vardır:

– Kalınlaşmış ve yağlı bir cilt
– Aşırı terleme ve koku
– Genişlemiş ve kabalaşmış yüz
– Yorgunluk ve kas güçsüzlüğü
– Kalın ses
– Şiddetli horlama
– Görme bozukluğu
– Baş ağrısı

https://www.researchgate.net/figure/Gradual-change-in-facial-features-in-acromegaly-prior-to-diagnosis-Note-This-article_fig3_235381204

http://www.platformdergisi.com/yazi/saglik/4627/ani-organ-buyumesi-akromegali-habercisi-olabilir#.W3K7SOgzbIU

Etkenler

Hipofiz bezinde üretilen büyüme hormonun aşırı salgılanmasından dolayı meydana gelir. GH(büyüme hormonu) çok salgılanırsa karaciğerdeki insülin benzeri büyüme faktörü olan IGH-I’yı tetikler ve IGH-I da kemiklerin ve dokuların aşırı büyümesini tetikler.

Komplikasyonlar

Akromegali bazı sorunlara da sebep olabilir:

– Yüksek tansiyon(Hipertansiyon)
– Kalbin büyümesi (Kardiyomiyopati)
– Şeker hastalığı
– Guatr
– Omurilik sıkışması
– Görme kaybı

Görülme Sıklığı

Bir milyonda 60 defa görülür.


Tanı ve Tedavi

Kan tahlili ile GH(Büyüme hormonu) ve IGF-I ölçümleri yapılır ve hormonların oranın yüksek çıkması akromegali ihtimalini doğurur. Büyüme hormonu durdurma testi yapılır ve bu testle kandaki GH seviyesi hastaya glukoz verilmeden ve verildikten sonra ölçülür. Akromegali olan hastalarda GH yüksek çıkar, hastalık olmadığında ise glukoz GH’ı bastıracaktır. Daha sonra doktorlar MRI manyetik rezonans görüntüleme ile hipofiz bezindeki tümörün yerini ve boyutunu hesaplar.

Tedavide amaç GH üretimini azaltmak ve hipofiz bezi çevresinde oluşabilecek olumsuzlukları önlemektir. Hastalığın derecesine göre tedavi türleri değişebilir veya birden fazlasına ihtiyaç duyulabilir.
Endoskopik transnazal transsfenoidal cerrahi ile burun üzerinden hipofiz bezindeki tümör çıkarılabilir. Eğer cerrahi operasyon sırasında tümörün tamamı çıkarılmadıysa GH yükselmeye devam edebilir. Bunun için de ilaç ve radyoterapi gerekmektedir.


Kaynakça

https://rarediseases.info.nih.gov

https://www.mayoclinic.org

https://www.ncbi.nlm.nih.gov

Kategoriler
YUKLENDI

İZOVALERİK ASİDEMİ(IVA)

Hastalığın Diğer İsimleri

Isovaleric Acidaemia, Isovaleric Acid CoA Dehydrogenase Deficiency, Isovalericacidemia, Isovaleryl CoA Carboxylase Deficiency, IVA


Hastalığın Tanımı

İzovalerik Asidemi, vücudun proteinleri düzgün bir şekilde parçalayamamasından kaynaklanan ve nadir görülen bir hastalıktır. Organik asit hastalığı olarak sınıflandırılan bu durum kanda bazı özel asitlerin anormal artışına sebep olur. Kandaki bu anormal organik asit seviyeleri (organic acidemia), idrar (organic aciduria) ve dokularda zehirli etki yaratabilmekte ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

Vücudun proteinleri parçalamasıyla oluşan parçacıklara aminoasit denir. Aminoasitlerin parçalanmasıyla üretilen enerji ise büyüme ve onarım için kullanılır. İzovalerik Asidemi’ya sahip bireylerde lösin adı verilen aminoasidin parçalanması için gereken enzim yeterli miktarda bulunmamaktadır.


Hastalığın Görülme Sıklığı

İsovalerik Asidemi’nın Amerika Birleşik Devletleri’nde her 250,000 insanda 1 görüldüğü düşünülmektedir. Dişi ve erkek cinsiyetlerde eşit sayılarda rastlanırken genellikle bebeklik döneminde başlamaktadır.


Kalıtsal Özellikler

İzovalerik asidemi, otozomal çekinik genlerle taşınan bir genetik hastalıktır. Belirtiler, lösin adı verilen aminoasidin parçalanması görevini yapan izovaleril-CoA dehidrojenaz (CoA)’nın yetersizliği sonucunda görülür. İnsan yapısı klasik genetik hastalıklar da dahil olmak üzere biri anneden biri babadan gelen genlerin etkileşiminin bir ürünüdür. Çekinik özellik gösteren hastalıklarda eğer birey her iki ebeveynden de aynı kusurlu geni almamışsa hastalık durumu oluşmaz, bir kusurlu ve bir sağlıklı geni alırsa bu durum için taşıyıcı olur ve hastalığın belirtilerine rastlanmaz.


Hastalığın Sebepleri

İzovalerik asidemi  IVD genindeki bir mutasyondan kaynaklanır. IVD, proteinlerin parçalanmasında önemli rol oynayan bir enzimin (izovaleril-CoA dehidrogenaz) üretilmesini sağlayan bir gendir. Bu enzim vücut hücrelerinde mitokondrinin özelleşmiş yapıları arasında yer alıp hücreye enerji üretmeyle görevlidir ve amino asit olan lösin’in parçalanmasına yardım eder. IVD geninde oluşan bir mutasyon bu enzimin çalışmasını düşürür veya engellerse, vücut lösin amino asidini düzgün bir şekilde parçalayamaz. Bunun sonucunda, izovalerik asit denilen organik asit ve buna bağlı bileşikler vücutta zararlı seviyelere çıkar. Bu artış beyin ve sinir sistemi hasarı başta olmak olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açar.


Tanı

Genetik ya da nadir bir hastalığın teşhisi çoğu zaman zorlayıcıdır. Sağlık uzmanları bireyin sağlık geçmişi, bulgular, fiziksel test ve laboratuvar test sonuçlarını inceleyerek teşhis koymaktadırlar. Genetic Testing Registry (GTR) adlı kuruluşun sağladığı genetik testler yardımıyla bu konu hakkında bilgi alınabilmektedir. Hastalar ve müşteriler genetik bir test hakkında özel sorularla genetik uzmanları ve sağlık uzmanı sağlayıcılarla iletişim kurabilirler.
Bazı vakalarda, doğumdan önce, anormal metabolitlerin amniyotik sıvısındaki yoğunluğunu ölçerek ya da hamilelik sırasında fetüs ya da rahimden alınan sıvı veya doku örneklerinde izovaleril-CoA dehidrogenaz enziminin aktivitesini ölçerek İzovalerik asidemi tanısı konulabilir.(amniyosentez veya koryonik villus örneklemesi [CVS]). CVS, plasentanın bir kısmından dokunun çıkarılmasını ve incelenmesini içerir. Hastalık tandem kütle spektrometresi ve yeni doğmuş görüntülemesi ile doğumdan itibaren de tanımlanabilmektedir.
En çok etkilenen bebeklerde, hastalık tam bir klinik değerlendirmeye, ayrıntılı bir hastaya ve aile öyküsüne ve çeşitli özel testlere dayanarak yaşamın ilk haftalarında teşhis veya teyit edilir. Laboratuvar çalışmaları (deneyler) tipik olarak izovaleril-CoA dehidrogenaz enziminin yetersiz aktivitesini doğrulamak için bazı beyaz kan hücreleri (lökositler) veya kültürlenmiş deri hücreleri (fibroblastlar) üzerinde gerçekleştirilir. Ek laboratuvar çalışmaları, aşırı doku seviyelerini ve vücut dokuları ve sıvılarında (ketoasidoz) keton cisimciklerinin birikimini açığa vurur. Bunlar kanda ve idrarda artmış glisin seviyeleri (hiperglisinemi ve hiperglisinüri); kandaki yüksek amonyak seviyeleri (hiperamonyemi); ve / veya dolaşımdaki trombositlerin ve beyaz kan hücrelerinin (trombositopeni ve nötropeni) azalmış seviyeleri olarak sıralanabilir.


Tedavi Yöntemleri

Şu anda İzovalerik Asidemi (IVA) için tedavi yoktur. Teşhisin ardından, takip edebilecek metabolik krizleri ve istenmeyen durumları önlemek için acil tedavi gereklidir. Etkilenen bireylerin düşük lösin / düşük proteinli diyete sahip olmaları ve tıbbi gıdalar (özellikle düşük proteinli unlar, makarnalar ve özellikle organik asit rahatsızlığı olan kişiler için yapılan pirinç gibi) ve lösin içermeyen tıbbi ürünler kullanmaları önerilir. İzovalerik asidemi bilgisine sahip bir diyetisyen, ebeveynlerin çocuğu sağlıklı tutmak için doğru miktarda protein, besin ve enerji içeren bir gıda planı oluşturmasına yardımcı olabilir. Herhangi bir diyet değişikliği bir diyetisyen rehberliğinde olmalıdır. Önerilebilecek ilaçlar arasında, istenmeyen izovalerik asit ve diğer zararlı maddelerin vücuttan kurtulmasına yardımcı olan glisin ve L-karnitin yer alır. Metabolik bir doktorla görüşmeden ilaç veya takviyesi yapılmamalıdır. Metabolik kriz belirtileri olan çocukların hemen tıbbi tedaviye ihtiyacı vardır ve bikarbonat, glikoz ve diğer ilaçlar verilebilir. [2] Hızlı ve dikkatli bir tedavi ile IVA hastası olan çocuklar için normal büyüme ve gelişme ile sağlıklı yaşamak konusunda bir şans vardır. Bununla birlikte, bazı çocuklar tedavi edildiğinde bile, yaşam boyu öğrenme problemlerine veya zihinsel geriliklere yol açabilecek tekrarlayan metabolik krizlere sahip olabilirler.

Referanslar

http://www.ghr.nlm.nih.gov/condition/isovaleric-acidemia.

https://rarediseases.info.nih.gov/diseases/465/isovaleric-acidemia

https://rarediseases.org/rare-diseases/acidemia-isovaleric/

Kategoriler
YUKLENDI

CANAVAN HASTALIĞI

Tanım

Canavan hastalığı, beyindeki mesaj alma ve göndermeden sorumlu  sinir hücrelerine (nöronlar) zarar veren nadir görülen irsi bir rahatsızlıktır. Bu  hastalık, lökodistrofi denilen bir grup genetik rahatsızlıktan biridir. Lökodistrofi rahatsızlıkları, sinirleri koruyan ve sinir impulsların etkili bir şekilde iletimini sağlayan bir örtü olan miyelin kılıfının büyümesini ve savunmasını bozmaktadır.

Canavan hastalığının en yaygın ve en şiddetli formu yenidoğanlardakidir. Hasta bebekler hayatının ilk birkaç ayında normal  görünür ancak 3-5 aylık dönemlere gelindiğinde gelişme ile ilgili sorunlar fark edilmeye başlanır. Bu bebeklerin dönme, kafa hareketini kontrol etme, desteksiz oturma gibi motor becerileri genellikle  gelişmez. Bu durumun diğer ortak özellikleri arasında zayıf kas tonusu (hipotoni), olağandışı büyüklükte kafa boyutu (makrosefali) ve asabiyet bulunur. Ayrıca beslenme ve yutma zorlukları, nöbetler ve uyku bozuklukları da gelişebilir.

Canavan hastalığının hafif seyirli formu daha az yaygındır. Hasta bireylerin çocukluklarında konuşma ve motor becerilerinin gelişmeye başlaması biraz gecikir. Bu gecikmeler o kadar hafif ve özgül olmayabilir ki bunların Canavan hastalığından kaynaklandığı asla bilinmeyebilir.

Canavan hastalığına sahip insanların beklenen yaşam süresi oldukça çeşitlidir. Hastalığın yenidoğan formuna sahip çoğu birey yalnızca çocukluk döneminde yaşar, ancak bazıları ergenlik çağını ve sonrasını da yaşar. Hastalığın hafif seyirli formuna sahip olan bireylerde ise yaşam ömrünün kısalması durumu görülmemektedir.

Sıklık

Bu hastalık tüm etnik kökenlerde rastlanırken, en yaygın olarak Ashkenazi (Doğu ve Orta Avrupa) Yahudilerinde görülür. Araştırmalar, bu rahatsızlığın Ashkenazi Yahudileri topluluğunda her 6400 ila 13500 kişiden 1 kişiyi etkilediğini ortaya koyuyor. Diğer popülasyonlardaki görülme oranı ise bilinmemektedir.

Genetik Değişiklikler 

ASPA genindeki mutasyonlar Canavan hastalığına neden olur. ASPA geni aspartoasilaz olarak adlandırılan enzimi üretmek için talimat verir. Bu enzim genellikle N-acetyl-L-aspartic acid (NAA) olarak adlandırılan, ağırlıklı olarak beyindeki nöronlarda bulunan bileşiği yıkar. NAA’nın görevi açık değildir. Araştırmacılar NAA’nın miyelin kılıf yapımında rol oynadığını düşünmekteydiler. Ama son araştırmalar NAA’nın böyle bir fonksiyonunun olmadığını gösteriyor. Enzim, bunun yerine su moleküllerinin nöronların dışına taşınmasına katılıyor olabilir.

ASPA genindeki mutasyonlar, NAA’nın normal yıkımını önleyen aspartoasilazın işlevini azaltır. Canavan hastalığının yenidoğan/çocukluk formuna neden olan mutasyonlar, enzimin aktivitesini ciddi şekilde bozarak NAA’nın beyinde yüksek seviyelere gelmesine izin verir. Bozukluğun hafif/gençlikte olan formuna neden olan mutasyonlar, enzimin aktivitesi üzerinde hafif etkilere sahiptir ve NAA’nın daha az birikmesine neden olur.

Beyindeki fazla NAA, Canavan hastalığının belirti ve semptomlarıyla ilişkilidir. Çalışmalar gösteriyor ki, eğer NAA uygun şekilde yıkılmazsa bunun sonucunda oluşan kimyasal dengesizlik sinir sistemi gelişimi sırasındaki miyelin kılıf oluşumuna engel olur. NAA birikimi aynı zamanda mevcut miyelin kılıflarının aşamalı olarak yıkımına neden olur. Bu koruyucu kaplamaya sahip olmayan sinirler, normal beyin gelişimini bozan bir arızaya uğrar.

Kalıtım Şekli

Bu hastalık otozomal resesif genlerle kalıtılır, bu da her bir hücredeki her iki kopyanın mutasyona uğradığı anlamına gelir. Otozomal resesif durumda olan bir bireyin ebeveynlerinin her ikisi de mutasyona uğramış genin bir kopyasını taşır ancak genellikle durumun semptom ve belirtilerini göstermezler.

Şekil 1.  Normal bir hastanın sagittal nükleer manyetik rezonans görüntüsü ile Canavan hastalığı olan bir hasta karşılaştırıldığında beyin dokusundaki atrofi, ventriküllerin genişlemesi ve corpus callosum ile diğer sinir yollarının incelmesiyle birlikte fark edilebilir.

Kaynakça

https://ghr.nlm.nih.gov/condition/canavan-disease#inheritance

https://www.the-scientist.com/research/gene-therapy-targets-canavan-disease-54247

Kategoriler
YUKLENDI

Brugada Sendromu

Brugada Sendromu nedir?

Brugada Sendromu normal kalp ritminin bozulmasına neden olan bir durumdur. Özellikle bu rahatsızlık kalbin aşağıdaki odacıklarında(ventrikül) düzenli olmayan kalp atımlarına neden olabilir. Bu anomaliye ventriküler aritmi denir. Tedavi edilmezse düzenli olmayan kalp atımları bayılmaya (senkop), nöbetlere, zor nefes almaya veya ani ölüme neden olabilir. Bu komplikasyonlar genel olarak etkilenen insan dinlenirken veya uyurken olur.

Yaşam boyunca her zaman gelişebilmesine rağmen, Brugada Sendromu genellikle yetişkinlikte ortaya çıkar. Ani ölümleride içeren aritmi ile alakalı bulgular ve semptomlar erken bebeklik çağından geç yetişkinlik çağına kadar her zaman olabilir. Ani ölüm genellikle 40 yaş civarında olur. Bu durum 1 yaşından küçük bebeklerin en önemli nedeni olan ani bebek ölümü sendromunun(SIDS) bazı vakalarını açıklayabilir. SIDS genellikle uyku sırasında ani ve açıklanamayan ölüm ile karakterizedir.  

Ani açıklanamayan gece ölüm sendromu (SUNDS) genç yetişkinlerde genellikle geceleri uykuda beklenmeyen kalp durmaları ile karakterizedir. Bu durum aslında Güneydoğu Asya nüfusunda ölümün en önemli nedeni olarak tanımlanır. Araştırmacılar SUNDS ve Brugada sendromunun aynı rahatsızlık olduğuna karar vermiştir.

Brugada Sendromu ne kadar yaygındır?

Dünyada her 10.000 kişiden beşini etkilediği tahmin edilmesine rağmen, Brugada sendromunun kesin prevalansı bilinmemektedir. Bu durum Asya soyundan gelen insanlarda daha sık görülür, özellikle Japon ve Güneydoğu Asya popülasyonlarında.

Brugada Sendromu hem erkekleri hemde kadınları etkilemesine rağmen, erkeklerde 8-10 kat daha yaygındır. Araştırmacılar bir seks hormonu olan testosteronun erkeklerde daha yüksek seviyede olmasının bu farklılığa neden olduğundan şüpheleniyor.

Brugada Sendromu nasıl kalıtılır?

Brugada sendromu bir kaç farklı gendeki bir mutasyondan dolayı kaynaklanabilir. Bu durumdaki en yaygın mutasyonlu gen SCN5A, hastaların yaklaşık %30’unda değişmiştir. Bu gen pozitif yüklenmiş sodyum atomlarını (iyonlar) kalp kası hücrelerine taşıyan sodyum kanallarının yapılması için gerekli talimatları sağlar. İyon kanallarının bu tipi kalbin normal ritminin sürdürülmesinde kritik rol oynar. SCN5A genindeki mutasyonlar bu kanalın fonksiyonunu veya yapısını değiştirir. Bu değişiklik hücrenin içine sodyum iyonlarının akışının azalmasına neden olur. İyon taşınmasındaki bozukluk kalp atımlarının ritmini değiştirir, bu da Burgada sendromunun karakteristik özelliği olan anormal kalp ritmine yol açar.

Diğer genlerdeki mutasyonlar da Brugada Sendromuna yol açabilir. Vakaların yüzde ikisinden azından diğer genetik değişiklikler sorumludur. Brugada sendromunda bulunan diğer genlerin bazıları kalp kası hücrelerindeki sodyum kanallarının doğru yerini ve işlevini sağlayan proteinlerin yapımındaki talimatları sağlar. Diğer genlerin ürettiği proteinler kalp kası hücrelerinin içine veya dışına kalsiyum veya potasyum taşıyan iyon kanallarının kontrol edilmesini veya oluşturulmasını sağlar. Sodyum kanallarıyla birlikte, kalp kasındaki kalsiyum ve potasyum kanallarındaki uygun akım, düzenli kalp atımlarının sürdürülmesine yardımcı olur. Bu genlerdeki mutasyonlar iyonların akışını bozar ve normal kalp ritmini zayıflatır.

Gen mutasyonunun tanımlanamadığı hastalarda Brugada sendromunun nedeni genelde bilinmez. Bazı vakalarda belli ilaçlar bu rahatsızlığın genetik olmayan (sonradan kazanılmış) formuna neden olur. Değişmiş kalp ritmini uyarabilen ilaçlar aritmilerin bazı formlarını, anjina adı verilen durumu (göğüs ağrısına neden olur), yüksek kan basıncını, depresyonu ve diğer zihinsel hastalıkları tedavide kullanılan ilaçları içerir. Kalsiyumun veya potasyumun anormal boyutta yüksek kan seviyeleri (hiperkalsemi, hiperkalemi), aynı zamanda normal olmayan düşük potasyum seviyeleri (hipokalemi) sonradan kazanılmış Brugada sendromuyla ilişkilendirilir. Bu rahatsızlığın genetik olmayan formunun nedenlerine ek olarak, bu faktörler diğer gende veya SCN5A’nın altında yatan mutasyonlarla birlikte insanlarda semptomları tetikleyebilir.

İnsanlara Brugada Sendromu kalıtımla nasıl geçer?

Her hücrede değişmiş genlerin bir kopyası rahatsızlığa sebep olmak için yeterli olması anlamına gelen otozomal dominant olarak kalıtılır. Bir çok vakada hastaların bu durumda olan bir ebeveyni olur. Diğer vakalar gendeki yeni mutasyonlar sonucu olabilir. Bu durum bu rahatsızlığı aile geçmişinde olmayanlarda meydana gelir.

Kaynakça

https://ghr.nlm.nih.gov/condition/brugada-syndrome#inheritance

Kategoriler
YUKLENDI

Angelman Sendromu

Angelman Sendromu Nedir?

Angelman Sendromu öncelikle sinir sistemini etkileyen karışık bir genetik bozukluktur. Gelişim geriliği, zihinsel engellilik, ciddi konuşma bozuklukları, yürüme ve denge(ataxia) problemleri bu rahatsızlığın karakteristik özellikleridir. Etkilenen çocukların bir çoğu tekrarlayan nöbetlere(epilepsi) ve küçük kafa büyüklüğüne(mikrosefali) sahiptir. Gelişim geriliği 6-12 aylıkken farkedilebilir hale gelir ve diğer ortak semptomlar ve işaretler genellikle çocukluğun ilk dönemlerinde kaybolur.

Angelman Sendromlu çocuklar genellikle mutlu, sık sık gülümseyen heyecanlı tavırları, kahkahaları, el çırpma davranışlarıyla tipiktir. Hiperaktivite, kısa dikkat süresi, ve suya hayranlık yaygındır. Ayrıca etkilenen çocukların bir çoğu zor uyur ve normalden daha az uykuya ihtiyaçları vardır.

Yaşla birlikte Angelaman Sendromlu çocuklar daha az heyecanlıdır ve uyku problemleri iyileşmeye eğimlidir. Buna rağmen, etkilenen bireylerde zeka geriliği, ciddi konuşma bozuklukları ve nöbetler hayatları boyunca devam eder. Angelman sendromlu yetişkinler “coarse”(kaba) olarak tanımlanan ayırt edici yüz özelliklerine sahiptirler. Açık saç rengiyle birlikte ender açık ten ve anormal omurga eğriliği(skolyoz) diğer yaygın özelliklerindendir. Bu rahatsızlıktan muzdarip olanların hayat beklentisi neredeyse normaldir.

Angelman Sendromu ne kadar yaygındır?

Angelman Sendromunun her 12.000 veya 20.000 kişiden birinde görüldüğü tahmin edilmektedir.

Angelman Sendromu nasıl kalıtılır?

UBE3A olarak adlandırılan gendeki fonksiyon kaybından dolayı Angelman Sendromunun bir çok karakteristik özellikleri ortaya çıkar. İnsanlar normalde her bir ebeveynden UBE3A geninin bir kopyasını alarak kalıtılır. Bu genin iki kopyasıda vücut dokularının çoğunda aktif hale getirilir. Buna rağmen beynin belirli bölgelerinde kişinin sadece annesinden aldığı gen(maternal) kopyası aktiftir. Genetik baskı olarak adlandırılan olgudan dolayı ebeveyne has gen aktivasyonu olur. Eğer kromozomal değişilik veya gen mutasyonundan dolayı UBE3A geninin anneden gelen kopyası kaybolursa, beynin bazı bölümlerinde genin aktif kopyası olmaz.

Bazı farklı genetik mekanizmalar UBE3A geninin anneden gelen kopyasını silebilir veya inaktif edebilir. Anneden gelen ve bu geni içeren kromozom 15 üzerindeki bölümün silinmesi Angelman Sendromu vakalarının çoğunda (Yaklaşık yüzde 70) görülür. Angelman sendromu anneden gelen UBE3A genindeki mutasyondan dolayı olur.

Vakaların küçük bir yüzdesinde, her bir ebeveynden gelen bir kopya yerine kromozon 15in iki kopyasınından babadan alınmasıyla Angelman Sendromu oluşur. Bu olgu babadan gelen unipariferal disomi olarak adlandırılır. Ayrıca translokasyon olarak adlandırılan kromozomal yeniden düzenleme veya bir mutasyon veya UBE3A geninin aktivasyonunu kontrol eden DNA bölgesinin bozukluğundan dolayı Angelman Sendromu nadiren oluşabilir. Bu genetik değişiklikler anormal olarak UBE3A genini veya kromozom 15 üzerindeki anneden gelen diğer genleri kapatabilir(inaktif edebilir).

Angelman Sendromundan etkilenenlerin yüzde 10-15inin nedeni bilinmiyor. Bu vakalarda diğer gen veya kromozomlardaki değişiklikler bu rahatsızlık için sorumlu olabilir.

Angelman Sendromlu bazı insanlarda, OCA2 olarak adlandırılan genin kaybı açık saç rengiyle birlikte açık ten ile ilişkilendiriyor. İnsanlarda kromozom 15te yer alan OCA2 geni bu rahatsılıkta sıklıkla silinir. Buna rağmen, OCA2 geninin kaybı Angelman Sendromunun semptomlarına ve diğer bulgularına neden olmaz. Bu genden üretilen protein cilt, saç ve gözün renklenmesine(pigmentasyon) karar verilmesinde yardımcı olur.

İnsanlara Angelman Sendromu kalıtımla nasıl geçer?

Angelman Sendromunun bir çok vakaları doğuştan gelmez, özellikle anneden gelen kromozom 15te ki silinmelerden veya babadan gelen unipariferal disomiden dolayı olur. Embriyonik gelişmenin erken evrelerinde veya üreme hücrelerinin(yumurta ve sperm) oluşmasındaki rastegele genetik değiiklikler şeklinde meydana gelir. Etkilenen insanların aile geçmişinde bu rahatsızlık tipik olarak yoktur.

Angelman Sendromundan sorumlu olan genetik değişiklik nadiren doğuştan gelebilir. Örneğin UBE3A genindeki veya bir nesilden diğerine aktarılması için gen aktivasyonunu kontrol eden DNA bölgesinin yakınlarındaki mutasyonlarda olası nedenlerdendir.

Kaynakça
1) https://www.omim.org/
2) https://rarediseases.info.nih.gov/diseases
3) https://www.orpha.net/consor/cgi-bin/Disease_Search.php
4) https://ghr.nlm.nih.gov/condition
5)https://rarediseases.org/for-patients-and-families/information-resources/rare-disease-information/